Blog

Aile İçi Kabulde “Normallik”- Belfin Erçıktı

Dünyaya gelen her birey çevresindeki kişilerle etkileşim halindedir. Bu etkileşim bireyin ailesiyle başlar ve kendisi için özel anlam taşıyan kişilerle devam eder. Toplumsallaşma sürecinde, davranış ve tutumlarda aileyle kurulan yakın ilişkiler kişi için büyük önem taşır. Başka bir deyişle bireyin kişiliği, kendisi için önemli olan kişilerle olan yaşantısını yansıtır. Başta ergenler olmak üzere tüm insanlar gerek ailesi gerek akran grupları tarafından kabul görmek ve önemsenmek ister. Ergenler bu dönemde yapılan eleştirilere, gösterilen olumsuz tepkilere, kendileri hakkındaki düşüncelere oldukça duyarlıdır. Giyim tarzları, ideolojileri, cinsel yönelimleri, tavır ve davranışlarından tutun müzik zevklerine kadar en çok eleştiri aldıkları dönemdir. Bu dönemlerde aile, olması gereken olarak nitelendirdiği ‘normal’ kavramını çocuğun sınırlarını çizerek belli eder. Kişinin bu duruma karşı çıkması ailesi tarafından kabul görülmeme ve dışlanmasına neden olabilir. Bu durumda ailelerin normali, çocukların sınırları olur çünkü normallik ile çoğulluk arasında sıkı bir ilişki görürler. Yani ebeveynlere göre çoğulluk, normalliğin hem gerekçesi hem sonucu olabilir.

Aileye normal gelmeyen davranışların bastırılmaya başlandığı, biyopsikososyal değişimin hızlandığı, kişinin toplumda yer bulmaya çalıştığı kritik bir değişim ve gelişim sürecini kapsayan ergenlik dönemi aile tarafından reddedilme ile büyük bir sarsıntıyı da beraberinde getirir. Çünkü ebeveyn tarafından kabul görme ve olumlu duygusal etkileşimde bulunma kişide kendini sevmeyi ve benlik saygısını geliştirir. Bu sayede duygusal ve bilişsel kendilik oluşur. Ebeveynler, ergenlerin kendi fikir ve yaşam tarzlarına saygı duymak yerine onların üstün ve en iyi olmaları için yüksek hedefler belirler ve bu hedeflere ulaşamayan kişilerin düşük benlik saygısından kaynaklı başarısızlık ve cezalandırılma kaygısı yaşamalarına neden olabilirler. Bir olayın ya da durumun gereğinden fazla abartılması veya kişiye yok hükmünde davranılması, kişinin kendisini başarısız ve sevilmeyen biri olarak değerlendirmesine neden olur. Yapılan araştırmalar aile içi ilişkilerin biçimlenmesine paralel şekilde ergenlerin uyum sorunları geliştirebildiklerini ve bu sorunlar karşısında ailede kabul ya da reddedildiğine ilişkin algıların önemli payı olduğunu göstermiştir. Ergenin başkaları tarafından kabul edilmesi, herhangi bir şarta bağlı olmadan sevilmesi, davranışlarının onaylandığını görmesi, koşulsuz korunma ve bakım alması gelişim döneminin en önemli psikolojik ihtiyaçlarından olduğu ortaya konulmuştur. Aslında tüm bu ihtiyaçlar, insanların en temel psikolojik gereksinimlerinden biri olan sevme/sevilme ihtiyacıyla ilişkilidir. Bu ihtiyacın karşılanıp karşılanmaması bireyin önemli oranda aile içinde kabul edilip edilmemesine bağlıdır. Bazı bulgular anne baba tarafından kabul ya da reddedilmenin hem bütün gelişim alanlarındaki ilerlemenin seyrini hem de yetişkinlik yaşamlarını etkilediğini göstermiştir. Rogers’ın teorisinin ana esasına göre pozitif önemseme ve koşulsuz kabul akıl sağlığının, reddedilme ise psikolojik rahatsızlıkların temelini oluşturur. Ebeveyn ilişkilerinde algılanan kabul ve reddin farklı zamanlardaki etkilerini inceleyen, bir sosyalizasyon teorisi olarak da tanımlanan ‘Ekar Teorisi’ (Ebeveyn Kabul Reddetme Teorisi) bu ihtiyaçlardan doğmuştur. Teoriye göre, yaş, kültür ve cinsiyetten bağımsız bir biçimde çocukların kabul görme ihtiyaçları karşılanmadığında, çocuklar kendilerini bağımlı, saldırgan, kendine güveni ve yeterliliği düşük olarak değerlendiriyor. Bununla beraber yükselen kaygı düzeyleri bu çocuklarda diğer insanların güvenilmez ve tehlikeli olduğuna dair olumsuz bir dünya görüşü oluşturmalarına neden oluyor ve bu durum tüm yaşamlarını etkiliyor.

Tüm bunlar göze alındığında davranışları normalliği baz alarak sınıflandırmak, başkalarıyla kıyaslanmak ve çocuktan olmadığı biri gibi davranmasını beklemek yerine takdir edilme duygusunu yaşatmak, özerklik geliştirmesini sağlamak, kişilik yapısı ve genel psikolojik durumunun sağlıklı olması için çocuğu tüm benliğiyle kabul etmek gerekir. Aile de tıpkı diğer sosyal kurumlar gibi belli parçalardan oluşsa da bu parçalardan daha öte ve değerli bir sistemdir. Bu sistemler farklı dinamikleri barındırdığı için davranışların neye ve hangi aileye göre normal olduğu değişiklik gösterebilir. Bu yüzden içine doğdukları aile ortamında çocukları (a)normal olarak değerlendirmek yerine kendi kimliklerini ebeveynlerinden farklılaştırmalarına ve toplumda özgür bir birey olarak var olmalarına izin verilmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu