Blog

Anormal Psikoloji ve DSM Açısından “Normallik”- Belfin Erçıktı

Sağlık, yalnızca hastalık veya fiziksel engelin olmayışı değil; bedence, ruhça ve sosyal yönden tam iyilik hali olma durumu olarak tanımlanır. Yıllar öncesinde yapılan bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere sağlıklı olmak yalnızca fiziksel sağlamlık ve iyi oluş halini değil aynı zamanda psikolojik rahatsızlıkların olmayışını da içeren bir bütündür. Psikolojik rahatsızlıklar, bu rahatsızlıkların nedenleri ve sağaltımı Anormal Psikoloji kapsamında ele alınan konulardır ve aynı zamanda sapkın veya anormal olarak kabul edilen davranışları anlama ve yorumlama konusunda uzun bir geçmişe sahip olan önemli bir alandır. Uyarlanabilir ve uyumsuz davranışları inceleyerek farklı teoriler kullanır ve ‘anormal’ ile kastedilene bağlı kalarak klinik bir inceleme gerçekleştirir. Anormal ya da bozukluk kavramının tanımı net bir biçimde yapılamamakla beraber uyum sorunu yaşama, yeteneklerin bozulması veya kaybolması, acı çekme, sapkınlık, duyguları kontrol edememe, toplum standartlarını çiğneme, öngörülemez ya da akıl dışı olma gibi bazı durumları içinde barındırması ile bir bozukluğun varlığından söz edilebilir. Modern çağda bu bozuklukların varlığı reddedilmediği gibi tedavi edici ve durumu aza indirgeyici unsurların varlığı da göz ardı edilemez bir gerçektir. Aklı başında bir insanın zihninde onun bilinç içerikleri, uyumlu bir biçimde var olur; onlar ne birbirlerinden bağımsız ne de birbirilerine düşmandırlar; rasyonel ve uygun bir yolla birbirlerinin yerine geçer veya birbirlerine destek olurlar. Bu nedenle zihinsel sağlık, herhangi bir psikopatolojinin olmaması durumu olarak da tanımlanır.

Psikopatoloji kapsamına giren ruhsal bozuklukların ise en güncel tanımı DSM-V’te yapılmış olup pek çok boyut ve maddeyi kapsamaktadır. Her ne kadar bir davranışın patolojik yani hastalık derecesinde anormal olma durumu tartışma yaratsa da semptomların değerlendirilmesinde önemli bir fikir birliği mevcuttur. DSM tanı ve kriterlerine hakim olmak kadar hastalıkların yaş, cinsiyet ve kültürlerden etkilendiğini de göz önünde bulundurmak ve sadece yazılanlara odaklanmak yerine kişiyi farklı boyutlarda ele almak en doğru tedaviyi de beraberinde getirir. Örneğin, Türkiye’de doğup büyüyen B.A. bir süre sonra yurt dışına yerleşir ve orada kaldığı dönemde bir psikoloğa gidip yaşadığı sorunları anlatır. Kişiye inandığı batıl inançlardan kaynaklı şizofreni teşhisi konur ve buna göre bir ilaç tedavisine başlanır. Şizofren olmadığı halde yıllarca yanlış tedaviye maruz kalan kadın büyük sağlık sorunları yaşar ve Türkiye’ye geri döndüğünde tekrar psikoloğa gider. Gereken klinik müdahale yapıldıktan sonra aslında kadının yaşadığı şeyin ülkemizde oldukça normal olan tipik batıl inançlardan kaynaklandığı ve şizofren olmadığı ortaya çıkar. Ülkemizde sık ve normal karşılanan bu davranışlar farklı kültür ve ülkelerde başka boyutta ele alınabilir. Dolayısıyla problemin tartışılmasında oldukça geniş bir psikolojik yelpaze kullanılmasına rağmen bulguların değerlendirilmesi kısmında daha net ve az sayıda psikolojik ve patolojik faktörlerle yorumlamalar yapılmıştır. Bunlar göze alındığında bozuklukları sadece DSM veya anormal psikoloji kapsamında ele almak yerine tanıda daha fazla güvenilirlik sağlayan açık tanı kriterlerine sahip olmak ve klinik uygulamadaki farklılıklara dikkat etmek gerekir. DSM-V’in klinik ve bilimsel faydasını iyileştirmek için; zihinsel bozukluk sendromları, bu bozukluklar arasındaki boyutsal süreksizlikleri, geniş ve güncel tanı kategorilerini aşan olağanüstü boyutlar içindeki sendromları değerlendirmek için basit boyutlu ölçümlerin kullanılması daha etkili olacaktır. Çünkü patoloji ve normallik arasındaki sınırı bilmek ve en doğru şekilde yorumlamak kişinin sağlığı ve tedavisinde önemli olduğu kadar meslek etiği için de büyük önem taşır.

Sonuç olarak, normal ve anormal davranışlar pek çok faktöre göre değişiklik gösterdiği için ruh sağlığı çalışanlarının bu konuda daha dikkatli davranması gerekir. Yaş, cinsiyet ve kültürle ilgili tanımlayıcıların veya bozuklukların alt tiplerinin klinik faydası ve geçerliliği revize edilmeye ihtiyaç duyulan yerdir. Günümüzde bu çalışmaları yapan insanlar da bozuklukların tanım ve tedavisindeki hızla değişen araştırma tabanının oldukça farkındalar ve kılavuzun yapısını yeniden değerlendirmek üzerine çalışmalar yapıyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu