Çeviri

Bir Primal Sahnenin Analitik Keşfi Üzerine Notlar (1945)- Marie Bonaparte

Kırk iki yaşında bir kadın analizden geçmekte. Bu kadın analizinin dördüncü haftasında, göl kıyısındaki bir parkın çimenli tepelerinde küçük bir bebek karyolasında iken oldukça yakında, kendi yataklarında yatmakta olan evli bir çifte dikkatle baktığını düşler. Analist onun çocukluğunda kimi cinsel sahneleri görmüş ve gördüğü rüyanın bu sahnelerin bilinçdışı bir hatırasından türemiş olabileceğini öne sürer. Çocuklarda sıklıkla olduğu gibi karanlıkta bu sahneleri yalnızca duymuş değil onları güpegündüz görmüş olmalıdır. Hasta başlangıçta rüyasına dair bu yorumu kabul etmedi ve hatta ona şiddetle karşı çıktı lâkin analist iddiasında ısrarcı oldu. Hastanın annesi, küçük kız doğduğunda ölmüştü fakat küçük kızın bir sütannesi vardı ve analist küçük kızın bu sütanne ve bir cinsel partner arasındaki sahneleri gözlemlemiş olması gerektiğini iddia etti.

Şimdi bu hastanın ilk çocukluk anısını bildireceğim.

“Bakıcısının odasında oldukça alçak bir sandalye ya da bir kutuda oturmaktadır. Bakıcı, içinde alevler tüten bacanın aynası karşısında ayakta durur; çocuk dikkatle ona bakar. Bakıcı siyah saçlarına pomat sürer. Bu pomat, beyaz bir kapta, bacanın mermerinin üzerindedir; siyahtır. Çocuk bunu mide bulandırıcı bulur. Bakıcının sarımsı bir yüzü vardır ve ata benzer.”

Ev ahalisi arasında dedikodular dolanıyordu, o dedikodular ki hastanın da kulağına kadar gelmişti; bakıcının bir sevgilisi olduğu söyleniyordu: babasının atlarının seyisi. Perde anı bu dedikoduları doğrulamıştı. Zira, bakıcının yüzünün bir ata benzemesi olanaksızdı, aksine, eski bir fotoğrafında görüldüğü üzere oturaklı ve hoş bir yüzü vardı. Dolayısıyla kadının ata benzer görünümü kendisinin bir işlevini ifade ediyordu: Bir binici ona ata biner gibi biniyordu. Partnerinin kimliği kadının farz edilen görüntüsü tarafından açık edilmişti ve yüzünün sarı tonu muhtemelen atın dişlerinin sarılığını andıran bir şeydi.

Genel anlamı ile uyumlu olarak ateş cinsel aşkın ateşini ifade eder. Aynı zamanda baca da kloakanın (dışkılık) oldukça yaygın bir sembolüdür ve – bakıcının kullandığı – siyah pomat kloakanın henüz çocuğun anüs ve vajina arasındaki farkı ayırt edemediği bir dönemdeki anal niteliğini gösteriyordu. Hiç şüphesiz bakıcının saçı da bedenin aşağı kısımlarından yukarılara doğru olacak şekilde yer değiştirmişti. Burada kasık tüyleri ve saçların bir yoğunlaştırması vuku bulmuştur.

Bakıcı doğduğu günden üçüncü yaşına kadar küçük kız ile kaldı. Dolayısıyla bu perde anı çocuğun dördüncü yaşının ilk aylarını işaret ediyor olabilirdi. Lâkin bu perde anı ardındaki görsel anılar çocuğun ikinci yaşından sonrasına ait olamazdı zira çocuk konuşmaya başladığında âşıklar, kendilerini ele verebileceği için onun karşısında güpegündüz cinsel eylemler gerçekleştirmekten korkmuş olmalıdırlar.

Küçük kız yaklaşık olarak yedi yaşlarındayken akıcı bir biçimde yazmayı öğrenmiş, hayal gücüne alabildiğine serbestlik tanıdığı vahşi fantastik öykülerden oluşan ve analize başlamasından kısa süre evvel babasının evrakları arasında bulduğu kısa kitaplar yazmaya başlamıştı. Bunların içeriği ilk bakışta delice gözüküyordu ve abartılı sadistik sembollerle doluydular.

Küçük kızın Fransız olmasına rağmen bu öyküler İngilizceydi. Dört yaşındayken öğrenmeye başladığı ve icat ettiği fantastik öyküleri yazdığı İngiliz dili hiç şüphesiz bilinçdışı “sırlarını” ifade etmek maksadıyla onun tarafından bir “gizli” dil olarak kullanılmıştı. Bu gizemli kitapları yazdığı sırada gündelik faaliyetleri için bir günlük de tutuyordu ve bu günlük Fransızcaydı. Mevzubahis yazılardan ikincisi olan bu günlükleri hiçbir zaman unutmamışken kendisi tarafından yazıldıkları kesin olsa da “gizli” İngilizce kitapları yazdığını hatırlamıyordu. Dahası, analiz bunların gizli anlamını ortaya çıkardığında bile bunları yazmış olmanın hatırası hiçbir zaman geri gelmedi.

Bu öyküler çocuğun küçük yaşlarda gördüğü şeylerin sembolik temsilleriydi. Bastırılmış bilinçdışı anıları temsil eden, insanlığın yaygın sembollerinin pek çoğu, bu öykülerde söz konusu cinsel sahneleri dönüştürülmüş bir dilde ifade ediyorlardı.

Bazı öykülerin başlıkları bile kendilerinin ardında ne yattığını ima ediyordu: “Ağız kalemi” “Derisiz tavşan” “Kadife yırtık”“Patlayan kadın”“Patlayan mide” ve benzeri.

Bilinçdışı anıların nasıl iş gördüğünü örneklendirmek için çocuk tarafından icat edilen küçük öykülerin en özgül olanlarından bir tanesini bildireceğim:

Tüttüren Ölinsanımsı keçi (keçinin açıklaması)[1]

“Kami ve Kama, öğlmekte olan babalarının kendilerine yalnızca bir keçi bıraktığı ve bu keçiyi ikiye bölmekte anlaşan iki kardeşti. geceleyin bir bahane ile keçinin ahırına gittiler onu ikiye böldüler ve keçinin kendi paylarına düşen kısmını sabahleyin alacaklarını söylediler ve sabah olduğunda keçinin ahırına gittiklerinde keçi yeniden yapıştı ve bir bütün oldu. ve keçiyi kötü kokulu bir yokfoyu kestikleri bıçak ile kestiklerinden bu kötü kokulu yokfoy keçinin bedeninde gerisingeri büyüdü. keçiyi yokfoydan kurtardılar ve ona pipo tüttürdüler. ve keçi tüttürmeye alışık olmadığından kustu ve yerde yokfoyu ve köklerini gördüler.

geceleyin keçi merdivenlerden yukarı çıktı ve Kami ve Kama’nın suratına tükürdü ve onun tükürüğü iki kardeşin suratlarını kakakokuttu. sonrasında ekmek alacak paraları yoktu ve keçiyi öbür türlü ekmek bıçağıyla kesebilirlerdi ve keçiyi ikiye böldüler.

sabahleyin eskidenki gibi ikiye bölünmüştü ve kustu kardeşler Carnot’u getirdiler ve o da keçiyi sakladı.”

“Keçinin açıklaması” budur. Hiç şüphesiz İncil’den gelen bir mitten etkilenmiştir: Süleyman’ın hükmü. İki anne aynı çocuk üzerinde hak iddia ederler ve Kral’ın kararı tartışmayı yatıştırmak maksadı ile her iki iddiacıya da çocuğun bir yarısını vermek olur.

Öncelikle dikkatimizi keçiye verelim. Küçük kız dünyaya geldiği Paris’in banliyölerindeki bir kır evinde, neredeyse üç yaşına kadar, bakıcısının onunla kaldığı zamana tekabül eden bir süre boyunca yaşadı. Orada, kumun yakınındaki çimenlerde oynardı ve oldukça iyiye benzeyen bakıcısı neredeyse bir buçuk yaşına kadar onu emzirmişti! Kuşkusuz yaz bahçesinin gölgesinde, bakıcısının göğsünden sıklıkla emdiği ılık güzel süt. Bu kır evi bir aile mirası olarak kalmıştı ve küçük kız bebek yaşlarındayken babası Paris’e taşındığında, her yaz kimi sıcak günlerde bahçede oynaması için oraya götürülüyordu. Bu bahçede bir kimse ağaçlarda meyveler, tüneklerde yumurtalar bulabilirdi ama tüm bunlardan daha etkileyici olanı bahçıvan ve karısının muhteşem hayvanıydı. Bahçenin çimenlerinde otlayan, uzun bir ipe bağlı olan, gelenlere altın rengi kısık gözleriyle bakan kar beyazı, masalsı varlık – küçük kız ona yanaştığında uyarılmıştı: Boynuzlarına dikkat et! Zira beyaz keçi kıvrımlı iki boynuz ile bezenmiş başını eğmekte ve yaklaşan her kim varsa onu tehdit etmekteydi. Yalnızca bahçıvanın karısı ona yaklaşabilir ve onu sağabilirdi. Keçinin sarkmış memelerinden sağdığı köpüklü beyaz sütü büyük bir kâseye doldurmuş ve hâlâ ılık olan sütü küçük kıza sunmuştu. Keçi sütünün o biricik tadı! Masalsı bir şey vardı onda, tatsız, her günkü inek sütü gibi değildi.

Ve eski günlerde bakıcının süt çocuğunu emzirdiği bahçede bulunmuş ve içilmişti! Çocuğun aklınca iki türlü çağrışım bakıcı ve keçiyi ilişkilendirmişti: her ikisi de süt vericilerdi ve her ikisi de aynı bahçede vermişti.

Dolayısıyla ölinsanımsı keçi çocuğa küçük yaşlardayken bakan kadını temsil ediyordu.

Şimdi Kami ve Kama’ya gelelim. Babasının ahırlarındaki atların seyisi, bakıcının âşığı farz edilen kişi, esasında çocuğun babasının üvey kardeşiydi: gayrimeşru bir amca. Dolayısıyla kızın ardışık iki Ödipus karmaşası olmuştu – binici ve bakıcı, gerçek babası ve merhum annesi. Şüphesiz öyküdeki Kami ve Kama bu gerçeği ifade ediyordu ve her ikisi de coitus’un klasik çocuksu kavranışına uygun olarak öyküde epeyce sadistik adamlar olarak görülüyordu. Keçiye karşı pek de nazik değillerdi. Her ikisi de onu kavrar, bir parçasını ister ve onu ikiye bölerler.

Lâkin keçiye yapmak istedikleri şey esasen küçük kızın binicinin bakıcıya yaptığını gördüğü şeyi yeniden yapmaktı. Kardeşler keçiyi “kötü kokan fokfoyu kesen” bıçakla ikiye bölerler. Bıçağı tespit etmesi zor değildir: bıçak falliktir. Kötü koku çocuğun pek çok kez tanıklık ettiği cinsel ilişkide penisin duhul ettiğine inanılan kloakanın çocuksu cinsel teorisiyle ilgilidir ve fallik bir bıçak ile “kesildiği” için keçi sonraki sabah “yeniden yapışır”. Nitekim kadınlara coitus’tan sonra böyle olur. Yeniden “bütün” gözükürler.

Şimdi “keçinin üzerinde büyüyen fokfoya” gelelim. Muhtemelen “keçinin içinde büyüyen” şeklinde çevrilmelidir. Coitus’un sonucu hamilelik olabilir. Çocuğun gerçek annesi bakıcının ardında belirir. Bu anne coitus yoluyla hamile kalmış ve hatta bu sebeple (doğum esnasında) ölmüştür. Ölinsansı keçi hâline gelmiştir. Söylemesi eğlenceli de olsa bu eğlence ciddidir. Ölüme dair bir espridir bu.

Her nasılsa, öyküdeki keçi, böylesi bir lanetten kaçmaya çalışır. Bu yüzden ona pipo içirilir. Burada pipo içmek, kürtajı kışkırtmanın bir yolu gibidir. Zira tüttürmek bir kimse alışık değilse onu kusturabilir. Ayrıca hamile kadınlar da kusar. Küçük kız yakın vakitte hamile teyzesinin kustuğunu görmüştür ve bu kusma onun tarafından       ölüm-getiren tehlikeli fetüsten “kurtulma” çabası olarak yorumlanmıştır. Dahası, hamile kalan bakıcı hiç şüphesiz kocası onu terk ettiğinden ve bunun bir sonucu olarak işini kaybedebileceğinden fetüsünü “kusmak” istemiştir. Bilinçdışında dolanan  bu düşünce akımları yoluyla keçi “tüttüren ölinsansı keçi” olur.

Her nasılsa, sadistik kardeşler onu bir başka anlamda kesmekte keçiyi ikiye bölmenin daha etkili bir yolunu bulurlar. Burada, Fransızcaya Bay de Crac adı altında çevrilen Münchhausen’in meşhur öyküsünü hatırlarız. Bu Bay de Crac, ormanda öğle yemeğini yiyecekken ekmeğinden büyük bıçağıyla bir dilim kesmekte öylesine aceleci davranır ki bir vuruşta kendisini belinden kestiği gibi dayandığı ağacı da keser. Küçük kızın Bay de Crac’ın böyle bir şey yaptığı ve neticesinde bedeninin üst bölümünün hava süzüldüğünü gösteren resimli bir kitabı vardır. Bay de Crac çok zayıftı ve öylesine ince bir bel ile resmedilmişti ki en zarif kadınlar bile bellerinden sıkıldıkları vakitlerde ona haset edebilirlerdi. Böyle kadınlar için “öyle zayıf ki sanki ikiye bölünmüş gibi!” denir. Öykünün keçisi de kendi hassas dişil mazoşistik biçiminde öyle!

Ve bu kez keçi yalnızca ikiye bölünmüş gibi gözükmez. Hakikaten de ikiye bölünmüştür ve sabaha dek de böyle kalmıştır. Coitus’un, doğumun, sonucu olarak ölen çocuğun gerçek annesi burada yeniden mi belirir? Kadın ölmüş ve ölümü ile dul kalan eşini zengin etmiştir – kadın zengin bir varisti ve servetinin büyük bir bölümü kocasına miras kaldı. Bu, keçinin tükürüğünün kesicilerin suratlarını “kaka” gibi kokutmasının sebebi olabilir: dışkı altının ve mülkün klasik sembolüdür. Ve bu yüzden “ekmek alacak parası olmayan” adamlar “ekmek bıçağıyla” keçiyi kesmişlerdir. Para elde etmek, zengin olmak, ondan (miras) almak isterler.

Küçük kız bu sadistik düşlemler ile mest olsa da aynı zamanda iyi ve nazik bir kalbi vardır. Öyküsüne mutlu bir son vermeyi dilemiştir. Böylelikle nihayetinde yüce ve iyi dünyevî babaya, o zamanların Fransa devletinin başına, Cumhuriyet’in Başkan’ına, Sadi Carnot’ya başvurur. Deus ex machina olarak Carnot gelir ve keçinin cinsel kusmasını ve ikiye bölünmüşlüğünü iyileştirir; yani, keçiyi ölümden kurtaran Carnot’dur.

Analizin söz konusu vakitlerinde çocuğun bakıcısı Fransa’nın uzak bir yerinde, uzun zaman önce ölmüştü. Lâkin binici, babasının atlarının seyisi ve üvey kardeşi hâlâ hayattaydı; seksen iki yaşında, hâlen dinç, gürbüz bir yaşlı adamdı. Köylü kökenleri ve ırkının klan-vari eğilimleri ile basitçe küçük yaşlarında oynadığı bu kıza bağlı kalmıştı. Hasta, babası tarafından emekli edildikten sonra sıklıkla yaptığı gibi onu görmeye gitmişti. Orada, bir akşam, ondan kendi – kendilerinin ailesi de denilebilir – ailesine ve kızın küçük yaşlarına dair pek çok şey anlatmasını istemişti. Ayrıca onu bakıcı hususunda da sorgulamıştı. Yaşlı adam güzel köylü kadın hakkında hevesle konuştu ve hasta açıkça sormaya cüret etmiş: “Evimizde söylenen şey, onun sevgilisi olduğun, doğru muydu?” Yaşlı adam söze başlamış: “Kuru iftira! Babanın güvenini böyle istismar eder miydim? Senin bakıcın! Asla böyle bir şey yapmazdım!” Akabinde yaşlı adam çocuğunun annesinin ölümcül gebeliğinden evvel çocuğunun korunması için ona nasıl güvendiğini açıklamış… Günün her saatinde çocuk odasına gelmesi – zira o evin dışında yaşıyordu – ve küçücük karyolasındaki bebeğe uzun uzun bakması bundanmış.

Hasta bir müddet yaşlı adamdan daha fazla bilgi almaya çalışmadı. Ne var ki birkaç ay sonra onu kendisini görmesi için davet etti. Şimdi, kendi evinde, onu dürüst olmadığı için kınamaktaydı. “Bakıcımın sevgilisiydin ve bunu inkâr ettin. Doğru olduğunu biliyorum… Sana nasıl bildiğimi anlatacağım. Yakın zamanda rüyaların nasıl anlaşılacağı üzerine çalıştım. Rüyalarımda cinsel ilişkiye giren yetişkinleri çocukken görüşümün belli belirsiz anısını buldum… ve bu yetişkinlerden birisi sendin. Ayrıca yedi, sekiz, dokuz yaşlarındayken kitaplar yazdım; onlar, yalnızca bu yolla anlaşılabilecek fantastik öykülerden oluşuyorlar. Dolayısıyla bunu biliyorum. Seni suçlamıyorum – aksine, sana bunun için minnettar olmalıyım. Söylemesi gariptir ki gözlemin, zekânın melekeleri büyük kısımlarını böylesi erken cinsel izlenimlerden alıyorlar. Dolayısıyla, garip gözükse de sana sahip olduğum entelektüel melekeler için borçlu olabilirim… Fakat sana bana doğruyu söylemen için yalvarıyorum. Bu durum sebebiyle senin hakkında kötü düşünmüyorum ve bu yalnızca bilimsel bir ilgi olarak kabul edilebilir. Bana doğruyu söyle…”

Ve yaşlı adam kadına korkuyla bakarak yavaşça söyledi: “Evet demeyeceğim… ama hayır da demeyeceğim. Söyleyebileceğim tek şey bu.” Bunun ardından hasta ısrarını sürdürdü ve son bir tereddüdün ardından yaşlı adam ekledi “O beni istedi… peşimden koştu. Sonrasında ben de bir erkeğe düşeni yaptım…”

Akabinde yaşlı adam küçük kızın iki yaşına kadar devam eden güpegündüz cinsel ilişkiler, Kalem Ağız’ın ima ettiği gibi fellatio da dahil olmak üzere bunların biçimleri, bu ilişkinin çocuğun iki yaşından sonra kadın evden gönderilene kadar devam edişi hakkında detaylı bir açıklama sundu. Lâkin bu ikinci aşamada (yani çocuğun iki yaşından sonra, çn.) küçük kitaplardaki diğer öykülerin ima ettiği şekilde tüm bunlar karanlıkta gerçekleşiyordu ve bu durumda kulaklar ile işitme önemli bir rol oynuyordu.

Bu vakanın değeri, analitik yeniden inşa hususunda sunduğu içsel ve dışsal kanıtların istisnaî örtüşmesinde yatar. Bu sonuç için çeşitli etkenlerin bir araya gelmesi gerekmişti: öncelikle, ilksel sahnenin aktörlerinden bir tanesinin hâlen hayatta olması; ikincisi, bu adamın korku veren ve ölçülü bir babadan ziyade basit, ilkel ve samimi eğilimler, çok da utanç duymadan itiraf edeceği eski içgüdüsel aktiviteler ile sadık lâkin gayrimeşru bir amca olması; son olarak hastanın kısmen bu erken gözlemlerden türeyen ve daha sonrasındaki emin oluşuna hizmet eden bilimsel, neredeyse zorlantılı bir girişimcilikten müteşekkil araştırmacı ruhu.

Metnin İngilizce kaynağı: Bonaparte, M. “Notes on the Analytic Discovery of a Primal Scene” (1945), Psychoanalytic Study of the Child (1), 119-125.

Çeviren: İbrahim Şahin Ateş

[1] Yazar çocuğun öyküsünü, çeşitli dil bilgisi ve noktalama hataları bulunan esas hâline sadık kalarak aktarıyor. Her ne kadar bu aktarımı Türkçeleştirmeye çalışsam da çeviri işindeki tecrübesizliğim dolayısıyla çoğu zaman bu hatalara iyi bir Türkçe karşılık bulamadığımdan, öykünün aslını burada okuyucu ile paylaşmaya karar verdim:

 

“The smoking Deadimannishfon goat (explication of the goat)

“Kami and Kama were two brothers ther father in daying left only a goth to them they agry to gother that they woud cut the goat in two. in the night they went with a handle in the stable of the goth and they cut er in two they said that they would take ther part of goat in the morning and in the morning when they went in the stable the goat was stikend again and she was complete. and as they had cutten the goat with a knife that they had cutten bad smelling rockfort there were bad smelling rokfort that grew on the goat. they woud make get rid of that to the goat and they made her smok nervously in a pipe. and as she was not accouted to smoke she vomit and they they saw on the ground the rockfort and his roots.

in the night the goat went up the stairs and she spit at the face of Kami and Kama then her spiting made smell the face of the two brothers the cacapa. then they had no money more to by bread and the they would cut the goat in an other sance with the knife of the bread and cut the goat in two.

then in the morning the goat was as before cut in two and she was vomiting they made come Carnot and he couerd her.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu