Çeviri

Edilgenlik, Mazoşizm ve Dişilik (1935)- Marie Bonaparte

I. Dişi[1] üreme işlevlerine içkin olan acı

II. Kadınlarda cinsel haz

III. Coitus’un çocuksu sadistik kavranışı

IV. Mazoşizm ve edilgenlik arasında zorunlu temel ayrım

V. Kadınlarda dişil kloak ve eril fallus 

 

I. Dişi üreme işlevlerine içkin olan acı. En yüzeysel gözlemci bile çekilen acı göz önünde bulundurulduğunda pek çok erkek ve kadının eşit olmadığını belirtmekten kendini alamaz. Erkeğin üreme işlevlerindeki payı bunlar onun için cinsel işlevler ile çakıştığından zorunlu olarak haz verici şekilde tecrübe edilen tek bir eylem – yani coitus – ile sınırlanmıştır. Diğer yandan kadın dönemsel olarak şiddeti kişiden kişiye değişen âdet sancılarından mustariptir. Ona göre cinsel ilişkinin kendisi, belirli bir derecede, onun kanının dökülmesini içeren bir süreç, yani bekâretin kaybı ile başlar; nihayetinde gebeliğe huzursuzluk doğuma ise acı eşlik ederken emzirme dahi sıklıkla acı verici rahatsızlıklara tâbîdir.

Kitâb-ı Mukaddes’te[2] dahi kadın doğumun acısı ve esas günahın cezası ile belirtilmiştir. Michelet[3] kadını “l’éternelle blessée” (“ebediyen yaralı olan”) olarak tarif eder. Ve psikanalitik literatürde Freud[4] mazoşizmi, insan psiko-cinselliğinin bu hayret verici ürününü, erotojenik biçimi içerisinde “dişil” olarak karakterize ederken Helene Deutsch[5] ise onu dişi gelişiminin sabit bir etkeni ve kadının kendi cinselliğini bütünüyle kabulünün olabildiğince acı ile iç içe geçmiş değişmez bir parçası olarak değerlendirir. 

II. Kadınlarda cinsel haz. Ne var ki, yüzeysel gözlemci için dahi çarpıcılığından bir şey kaybetmeyen bir başka gerçek vardır. Cinsel ilişkilerde kadınlar sıklıkla yüksek derecede cinsel hazza muktedirdir; tüm bedenin ya da belirli bir bölgenin okşanması için can atarlar ve bu okşamalarda acı, yani mazoşizm öğesi tamamen ve esasen namevcuttur. Dahası gerçek cinsel birleşmede kadınlar erkeklerinkine benzer haz verici bir orgazmı tecrübe edebilirler.

Tabiî bu bağlamda doğrusu pek çok biyoloğun habersiz gözükmesine rağmen Freud’un doğru bir şekilde önemini takdir ettiği biyolojik olguyu aklımızda bulundurmalıyız: Erkeklerin aksine kadınlarda iki bitişik erotojenik bölge bulunur – klitoris ve vajina – ve bu her kadına içkin çiftcinselliği yansıtır ve onaylar. Kimi durumlarda iki bölge arasında kadının genital cinselliğinin vajina ya da klitoriste (ikinci durumda vajinal anestezi ile birlikte) toplandığı açık bir karşıtlık patlak verir. Daha yaygın olduğunu düşündüğüm diğer durumlarda iki bölge kadının normal birleşme durumunda cinsel işlevini yerine getirebilmesine müsaade eden uyumlu bir ortaklık içerisine girer.

Yine de kadınların cinsel hazdaki payı dişi organizmanın içerdiği erkeklikten (virility, ç.n.) kaynaklanıyor gibi gözükmektedir. Büyük biyolog Marañon[6] kadını gelişimi çocukluk ile yetişkin bir adamlık arasında durakalmış eril organizma ile kıyaslamakta haklıydı – yani bilhassa annelik aygıtı tarafından işe koşulan, kadının hassas organizmasına eklenen ve onun geri kalanıyla bir ortakyaşam içerisinde yan yana bulunan engelleyici etki ile durakalmış.

Kadının organizmasındaki erkeklik artığı[7] doğa tarafından kadını erotize etmek için kullanılır. Aksi takdirde annelik aygıtının işleyişi onu tamamen üremenin ve anneliğin acı verici görevleriyle boğacaktır.

Öyle ise diğer bir yandan esas üreme işlevleri içerisinde – âdet, bekâretin bozumu, hamilelik ve doğum yapma – kadın biyolojik olarak acı çekmeye yazgılıdır. Görülen o ki doğanın kadına kuvvetli ağrı dozlarını uygulamakta hiçbir tereddüdü yoktur ve kadın edilgen bir biçimde kendisine reçete edilen rejime boyun eğmek dışında hiçbir şey yapamaz. Diğer bir yandan gebelikle sonuçlanan eylem için zarurî olan cinsel cazibe ve eylem esnasında tecrübe edilen cinsel haz açısından kadın erkeğe denk olabilir. Bununla birlikte, dişil cinsel işlevin sıklıkla kusurlu ve geç kurulduğu eklenmelidir. Kadının birleşmedeki edilgen rolüne istinaden – ve bu unutmamamız gereken bir noktadır – dişil cinsel işlev daima kadının partnerinin cinsel gücüne ve partnerinin (he, ç.n.) ona sıklıkla kendisininkinden (his, ç.n.) uzun sürede elde edilen tatminine imkân veriş süresine bağlıdır.

III. Coitus’un çocuksu sadistik kavranışı. Çocukluk durumuna geri dönelim.

Psikanalitik gözlemler kanıtlamıştır ki sıklıkla olduğu üzere bir çocuk yetişkinlerin coitus’unu gözlemlediğinde bunu değişmez bir biçimde eril tarafından dişile uygulanan bir sadistik saldırı eylemi olarak algılar – bir eylem ki çocukların başlarda bir insanın diğeri ile ilişki kurmasının başka yolunu bilmedikleri için onu bu şekilde algılamasına karşın yalnızca oral nitelikte değildir. Ama yamyamsı evrenin ne kadar erken vuku bulduğu düşünüldüğünde, bu oral ilişkinin kendisinin saldırgan olarak algılandığı kesindir. Yine de çocuk, erilin dişile saldırdığı ve dişilin yaralandığı, bedenine duhul edildiğinin hâkim izlenimine yönelik gözlemleri gerçekleştirdiğinde sıklıkla anal-sadistik dönemdedir. Dürtülerin ilkel birleşimini göz önünde bulundurarak bu gözlemler ne kadar erken vuku bulursa çocuğun zihninde varsayılan sadistik ton o kadar belirgin hâle gelir. Yetişkinlerin eylemlerinde algıladığı saldırganlıkta çocuğun kendi saldırganlık derecesi – ki çocuktan çocuğa değişir – belirleyici rol oynar, gördüğü şeye yansıtılır.

Cinsel eyleme şahit olan çocuğun zihninde izlenimler çocuksu bilinçdışında varlığını ısrarla sürdüren, sanki klişe bir görüntüden müteşekkil bir biçim alır. Çocuk geliştikçe ve ego’su daha sağlam temellere oturdukça bu görüntü değişir ve analizin[8] her iki cinsiyetten çocukta da ortaya çıkardığı sado-mazoşistik düşlemler[9] bu görüntüye eklenir.

Çocuk hâlâ sadistik-kloakal ve sadistik-fallik evrelerin ortasındayken (ki bunlar sıklıkla üst üste biner) gerçekleştirilen coitus’un erken gözlemleri, ilk seferde, çocukların tatmin etmeye can attıkları libidinal ve sadistik itkilerini ilgilendiren organların kısmî nesne-yatırımlarından etkilenir. Ne var ki bir adamın ve bir kadının tüm varlığı, azar azar, eril ya da dişil olarak tanımlanır ve nihayetinde cinsiyetler arasındaki fark kabul edilir[10].

Böylece, çocuksu sadistik düşlemlerin yazgısı ve tesiri çocuğun cinsiyetine binaen değişir. Duhul eden penisin gerçek sahibi olan erkek çocuklarında coitus’un sadistik kavranışı merkezcil, kloakal tehlikeden kaçacak ve merkezkaç ve hayatî olan ve kendi organizmaları için acil bir tehlike içermeyen biçimler almaya eğilimli olacaktır. Tabiî nihayetinde beşerî saldırganlık karşısına uygarlık tarafından dikilen ahlâkî sınırlara, bilhassa kastrasyon karmaşasına çarpacaktır; fakat erkek çocuğunun daha büyük bir kısmı annesine aşkına ayrılırken babasına yönelen saldırganlığı ile dürtülerinin Ödipal ayrışması ona sadizmi etkinlikten ayırt etmekte ve penisini kadınlara doğru yöneltmede – artık sadistik olmayan bir etkinlik – hatırı sayılır bir destek sunacaktır.

Kızlarda coitus’un sadistik kavranışı kuvvetli bir biçimde vurgulandığında ideal cinsel gelişimi aksatması çok daha muhtemeldir. Küçük kızın kendi cinsel organlarını olgun bir erkeğin büyük penisi ile kıyasladığı ve kaçınılmaz olarak iğdiş edildiği[11] sonucuna vardığı zaman gelir. Bunun sonucu yalnızca kastrasyonu ile narsisizminin incinmesi değil bundan böyle onun cinselliğinin imrendiği fallusun[12] sahipleri olan erkekler ile arasındaki cinsel ilişkilerde bedeninin maruz kalacağı bir duhulün korkusunun kendisine musallat oluşudur.

Şimdi, her canlı organizma dışarıdan gelecek istiladan korkar ve bu, yaşamın kendisine bağlanan ve kendini-korumanın biyolojik yasası tarafından idare edilen bir korkudur.

Dahası, küçük kızlar yalnızca çocuk doğurmanın acıları hakkındaki konuşmaları ya da fısıldaşmaları duymazlar yahut yalnızca bir şekilde âdet kanını görmezler, ayrıca zihinlerinde, kanamanın sebebi olduğuna inandıkları, bir adam tarafından bir kadına gerçekleştirilen cinsel saldırının dehşet verici görüntüsü yer etmiştir. Dolayısıyla bunu, kendilerini ileriye iten içgüdüye rağmen dişil cinsel işlevin kendisinden geriye çekilişleri takip eder. Ne var ki bu, kadının tüm üreme işlevleri arasında hakikaten acıdan azade olması ve yalnızca haz vermesi gerekendir[13].

IV. Mazoşizm ve edilgenlik arasında zorunlu temel ayrım. Küçük kız büyüdükçe birincil sahneye tepkileri şu ya da bu yönde belirgin hâle gelir. Bireysel olguya bağlı olarak belirleyici etkenler bir yandan onun çocukluk tecrübeleri ve diğer yandan bünyevî eğilimleridir.

İlk durumda, hakikaten yetişkinlerin coitus’una şahitlik eden küçük kız ile hayvanların çiftleşmesinin kaçınılmaz gözlemlerine binaen filogenetik düşlemlere başvuran diğeri arasında kesin bir fark olmalıdır. Öyle gözüküyor ki travmatik şokun şiddeti çocuğun coitus’u gözlemlediği dönemin ne kadar erken olduğu ve gözlemlediği şeyin ne kadar gerçek olduğu ile orantılıdır.

Ne var ki, her şeyin ötesinde, küçük kızın erkeğin cinsel saldırısından geri çekilişinin şiddeti kızın bünyevî çiftcinselliğine ve erkeklik[14] karmaşasının biyolojik temellerinin kapsamına bağlı olacaktır. Bu iki etkenin de belirgin olduğu yerde kız, kendisi de çiftcinsel olduğundan tepkisi aynı şekilde kloakal olan fakat kısa zaman içerisinde edilgen, klokal tutum karşısındaki hayatî fallik reddi libidosunu dışbükey, erilliğin merkezkaç patikasına sokacak olan küçük oğlanınkine epeyce benzer şekilde tepki verecektir.

Kız çocuğunun bilinçsiz zihninde coitus’un sadistik kavranışına yönelik tepkinin yalnızca iki biçimi barındırıldığından ya onu kabul etmek zorundadır ki bu durumda edilgen saldırganlığını mazoşistik olarak bağlamak için eros ile ona eş olan, kendi varlığını tehdit eden bir tehlikenin karışımı mevcut olmalıdır ya da yıllar geçtikçe ve gerçekliğe dair bilgisi arttıkça duhul eden penisin (onun sadistik, çocuksu düşlemlerinde olduğu üzere) ne bir kırbaç ne bir biz (Fr. poinçon) ne de bir bıçak ya da fişek olmadığını kabul etmelidir ve edilgen coitus’u diğer dişil üreme işlevlerinden (âdet, gebelik, doğum yapma) ayırmalıdır. Edilgen coitus’u, dişil ıstırabın karanlık arka planına zıt biçimde, hakikaten yalnızca haz verici olan yegâne eylem, libidonun – eril kökenin biyolojik gücü – dişil amaçlara saptırıldığı, burada her zaman edilgen olduğu ama normal olarak mazoşistik olmadığı bir eylem olarak kabul etmelidir.

Kadının rolünü kabul edişinde hafif tonda bir mazoşizm olabileceği doğrudur ve bu onun coitus’taki edilgenliği ile birleşerek onu erkeğin kısmına düşen vahşiliği hoş karşılamaya ve belirli bir derecede onun değerini bilmeye yönlendirir. Martine “dövülmüş olmayı” dilediğini belirtti. Lâkin şayet kadının edilgen cinsel işlevi sağlam temellerle normal olarak kabul edilecekse dişil psişede mazoşizm ve edilgenlik arasında gerçek bir ayrım kurulmalıdır. Esasında normal vajinal coitus kadının canını acıtmaz, durum tam aksidir.

Ne var ki, şayet kadın küçük bir kız iken coitus’un sadistik kavranışını geliştirdiğinde, eğer bu şekilde söyleyebilirsem, oyunu ilk durumdan yana kullandıysa, yani cinsel birleşmede edilgenliği de kapsayan bir mazoşizmden yana kullandıysa, bu hiçbir şekilde bunu müteakiben coitus’ta vajinanın mazoşistik cinselleşmesini kabul edeceği anlamına gelmez. Sıklıkla bu durumdaki mazoşizmin dozu hayatî ego için çok güçlüdür ve mazoşistik sapkınlığın oldukça belirgin olduğu bu kadınlarda bile duhulden kaçınma ve bunu bedenin yalnızca dışı mevzubahis olduğundan saldırganlığın daha zararsız bir yolu olarak değerlendirerek kalçaya tokat ile tatmin olma söz konusudur.

Hayatî, biyolojik ego genel olarak mazoşizme karşı çıkar ve ondan kaçar ve libidonun savunmacı pozisyonlarının oldukça güçlü aşırı-yatırımlarını geliştirebilir.

V. Kadınlarda dişil kloak ve eril fallus. Bu noktada kendimize kadınlarda iki erotojenik bölgenin bulunduğunu ve kadının erkekten çok daha yüksek bir derecede çiftcinsel olduğunu hatırlatmamız gerekiyor.

Bu makalede daha önce kadının gelişimi kesilmiş bir erkek, bir çeşit ortakyaşam içerisinde organizması gelişimden sorumlu annelik aygıtına eklenmiş bir tür ergen olduğunu savunan İspanyol biyolog Marañon’un görüşlerini alıntılamıştım.

Kadında dışsal cinsel organlar, ya da daha doğru bir ifade ile erotojenik organlar onun iki yönlü doğasını yansıtır gibidir. Bir kadın hakikaten de rekto-vajinal septum tarafından anüs ve bilhassa da annelik aygıtına açılan fazladan bir yapıya açılan dişil vajinaya bölünen bir kloakaya ve eril penis ile mukayese içerisinde körelmiş bir fallusa – küçük klitorise – sahiptir.

Bu iki bölge bir yandan küçük kızın yapısına ve diğer yandan onun psiko-cinselliği üzerinde biçimlendirici etkisi olan tecrübelere nasıl tepki verir?

Libidinal gelişimde çeşitli aşamalar ve evreler[15] mevcuttur. Oral evre, küçük kızlarda vajinanın mevcudiyetine ilişkin anatomik gerçeğin ışığında sadistik-kloakal demeyi tercih etmem gereken sadistik-anal evre tarafından takip edilir.

Dolayısıyla, küçük kızın coitus’a dair sadistik kavrayışında kendisine oldukça tehlikeli bir biçimde duhul edilen (henüz, şüphesiz, çocuğun zihninde kusurlu bir biçimde farklılaşmış) bir boşluk bulunur. (Küçük oğlan, kendi payına, kendi fiziksel yapısını göz önünde bulundurarak yalnızca anüsün varlığını kabul eder.) Sonuç olarak coitus bu erken yaşta gözlemlendiğinde, ilk olarak, oral ve kloakal libidinal öğelerce can atılan penise yönelik cinsel arzunun harekete geçmesi ve ikinci olarak yaralayan ve korkutması gereken duhulün dehşetidir.

Ancak, kız çocukları çok geçmeden, her iki cinsiyette de biyolojik gelişimin olağan bir evresi olan fallik evreye tıpkı oğlan çocukları gibi ulaşır ve kızlarda bu evreye klitoral mastürbasyon eşlik eder. Hiç şüphesiz bu dönemde mastürbasyon yalnızca klitoris ile sınırlı değildir, az çok, vulvaya ve bitişikteki vajinanın girişine genişler. Bunun derecesi bireye ve sahip olduğu bünyevî dişiliğe (onun [her, ç.n.] ön-dişil, erotojenik kloaksallığına) bağlıdır.

Ancak bu noktada edilgenlik ile mazoşizm arasındaki karışıklık yoluyla küçük kız korkuyu seçebilir ve dişil rolünü reddedebilir. Eril saldırganlığın dehşeti çok kuvvetli, mazoşizme karışmışlık hâlihazırda çok büyük olabilir ya da öyle güçlü olabilir ki onun bir dozu dehşeti bağlamak ve onu kabul etmek için gereklidir. Böylesi bir durum söz konusu olduğunda küçük kızın cinselliği geri çekilir ve tabiri caiz ise klitorisine tutunur. Süreç, bir eve yıldırım düşmesine mâni olmak için ona bir paratoner inşa etmeye benzer: Elektrik (bu durumda, çocuğun cinselliği), yaşamı tehlikeye atmayacak bir kanala yönlendirilir. 

Dolayısıyla bir kadın olarak onun cinselliğini biçimlendirecek bir çeşit dışbükey cinsel engram coitus’taki kadınınkine tekabül eden içbükey cinsel engram’a zıt olarak kurulur.

Şimdi, libidonun dışbükey yönelimi, anatomik gelişimine binaen eril cinselliğin ve dahası merkezkaç fallusun[16] yöneliminin tutturduğu yolun ta kendisidir. Sonuç olarak kadında libidonun böylesi bir yönelimi hatırı sayılır bir derecedeki bünyevî erkekliği ima eder. Bu noktada edilgenlik, az çok, ayrılmaz bir biçimde erotojenik mazoşizm ile karıştırılır; edilgenliğin hayatî (kendini-koruyan) reddi ve erkeksi reddi çakışır. Öte yandan eğitimle ilgili etkilerde kaynağını bulan ve süperego tarafından sürdürülen ahlâkî bastırma bir bütün olarak, özellikle vajinal ya da klitoral ayırt etmeden dişil cinselliğe saldırmaya yatkındır ve aşırılığın sınırlarına dayandığında cinsel soğukluk ile sonuçlanmaya eğilimlidir.

Yine de klitoris adını aldığında bile esasen eril bir organ olan fallus, temelde dişil olan uçlar için kullanılabilir.

Tam gelişmemiş bir fallus olan klitoris, bu bağlamda eril organ doğa tarafından çok daha iyi olarak bahşedildiğinden, sahibinin hayal gücünde bile penisin iddia edebileceği aktivite seviyesine ulaşamamaya yazgılıdır. Küçük bir oğlanın penisi gibi klitoris de ilk kez anne çocuğun tuvaletine eşlik ettiğinde uyanır, tecrübe edilgendir. Normalde klitorisin aktif bir evrenin ardından edilgenliğe geri dönmek hususunda penisten daha güçlü bir eğilimi olmalıdır; küçük kızın biyolojik iğdişi gerilemesinin yollarını döşer. Sonrasında küçük kızın babasına yönelimi ile olumlu Ödipus karmaşası kurulduğunda klitoris edilgen amaçları bulunan libidinal arzuların aracı olmaya hazırdır. Bu, pek çok kadında iki bölgenin coitus’taki edilgen rolünü uyum içerisinde yerine getirdiği ve kadınlarda klitoral tipe ait, fallusun etkin itkiler tarafından aşırı yüklendiği işlevsel uyumsuzluğun karşıtı olan klitoral-vajinal cinsel işleve giden yolu hazırlar.

Yine de biyolojik bakış açısından bir kadının cinsel işlevlerine ideal adaptasyonu, rolü yalnızca edilgen alıcılık olan vajinanın lehine etkin ve hatta edilgen klitorisin bastırılmasıdır. Hayatî ego’nun bilhassa ve özellikle dişil olan bu cinsel edilgenliği kabul edebilmesi için bir kadın, tam olgunluğa eriştiğinde, kendisini mümkün mertebe coitus’un sadistik kavranışından köken alan çocuksu korkudan ve aynı kaynağa dek izlenebilen mazoşizm olasılığı karşısındaki savunmacı tepkilerden kurtarmalıdır.

 

Metnin Fransızca kaynağı: Bonaparte, M. “Passivité, Masochisme et Féminité” (1935), Revue française de psychanalyse 8(2), 208-216.

Metnin İngilizce kaynağı: Bonaparte, M. “Passivity, Masochism and Femininity” (1935), International Journal of Psychoanalysis (16), 325-333.

 

Fransızca ve İngilizceden çevirenler: Burak Maşalacı ve İ. Şahin Ateş 

 

 

[1] 1934 Ağustos’unda Luzern’de gerçekleştirilen On Üçüncü Uluslararası Psikanaliz Kongresi’nde okunan bir makaleye dayanır. İçeriği burada gözden geçirilmiş bir biçimde yeniden sunulan esas makale “Du masochisme féminin essentiel” başlığını taşır.

[2] Yaratılış 3:16 (“RAB Tanrı kadına, “çocuk doğururken sana çok acı çektireceğim” dedi, “Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, Seni o yönetecek.””, ç.n.)

[3] L’Amour, Vol. I., böl. ii, s. 57, Calmann Lévy, 1910.

[4] “The Economical Problem of Masochism” (1924), Collected Papers, Vol. II.

[5] Psychoanalyse der weiblichen Sexualfunktionen, 1925; “The Significance of Masochism in the Mental Life of Women”, bu DERGİ içerisinde, Vol. XI., 1930.

[6] La Evolucion de la Sexualidad y los Estados Intersexuales, Madrid, Morata, 1930. Fransızcaya Sanjurjo D’Arellano tarafından çevrilmiştir, Paris, Gallimard, 1931.

[7] Metnin Fransızca aslında yazar tarafından kullanılan “tronquer” fiili bir şeyi budamak, kesip biçmek anlamına gelebildiği gibi mecazî olarak “kuşa çevirmek” anlamına da gelir, ç.n.

[8] Metnin Fransızca aslında “analizden” değil “analistten” bahsedilir, ç.n.

[9] Krş. Özellikle Melanie Klein, The Psycho-Analysis of Children, 1931.

[10] Bu cümlenin Fransızca aslı şu şekildedir: “Mais peu à peu l’être entier de la femme et de l’homme se précisent et sont conçus comme tels, et la différence entre les sexes est enfin reconnue.” Dolayısıyla İngilizce metinde erkek ve kadın, cinsiyetlenme sürecinde, doğrudan eril ve dişile denk geliyormuş gibi kabul edilmez görünmektedir, ç.n.

[11] Bu kelime metnin Fransızca aslında italik yazılmıştır, ç.n.

[12] Metnin Fransızca aslında bir önceki cümledeki kelime “pénis” iken bu cümledeki kelime “phallus’tür”. İngilizce çeviride her iki kelime de penis olarak karşılanmıştır. Biz aradaki farkı vurgulamak adına bu cümlede fallus kelimesini kullanmayı tercih ediyoruz, ç.n.

[13] Bence bu geriye çekiliş Melanie Klein’ın savunduğu gibi esasen erken gelişmiş ahlâkî süperego’nun değil yaşamsal ego’nun bir hareketidir. Bu bağlamda, ondan başka bir noktada, kadının doğasında – benim çiftcinsellik olarak adlandırmam gereken – kurucu fallik öğe hususunda ayrılsam da benim görüşüm Karen Horney’ninki ile daha uyumludur. Krş. Bu makalede daha önce alıntılanmış olan Melanie Klein, The Psycho-Analysis of Children ve bu DERGİ’de yayınlanan Karen Horney, “The Flight from Womanhood”, Vol. VIII, 1926 ve “The Denial of the Vagina”, Vol. XIV, 1933. Onlara lavman uygulanıldığında pek çok çocukta gözlenebilen öfke patlaması, bence, bedenlerine duhule karşılık aynı kendini-koruma dürtüsü tarafından kurulan bir savunma olarak açıklanabilir. Bu bana Freud’un, Ruth Mack-Brunswick’i takip ederek bunun orgazmın bir ifadesi olduğunu (hiç şüphesiz kimi olgularda haklı olarak) savunuşundan çok daha olası geliyor. (Freud, “Female Sexuality”, bu DERGİ’de, Vol. VIII, 1932.)

[14] Fr. virilité ve İng. masculinity, ç.n.

[15] Freud, Drei Abhandlungen zur Sexualtheorie, 1905; Abraham “A Short Study of the Development of the Libido” (1924), Selected Papers, Chap. XXVI.

[16] İng. penis, ç.n.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
error: Content is protected !!