Blog

Grup Etkisi: Yapay Normallik- Serap Kavak

İnsan “kurallı” bir cümle gibidir; yüklemleriyle, özneleriyle, nesneleriyle. Eğitim, deneyim gibi faktörler de bu cümlenin ögelerini, barındırdığı kelimelerin anlamlarını yani normlarımızı, normallerimizi ve “asla yapmam” dediğimiz eylemleri belirler. Peki bu kurallar daima bizim egemenliğimiz altında mı dolaşır, biz insanlar hiç mi çıkmayız ahlak raylarımızdan? Mesela dahil olduğumuz bir grup tüm kurallarımızı altüst edip doğrularımızın yerine yanlış saydıklarımızı, başkasına yakıştırdıklarımızı oturtamaz mı?

Yapılan deneyler başkalarının salt varlığından bile etkilenebildiğimizi göstermiştir. Çevremizde insanlar varken neyi nasıl yaptığımız, performansımız biz farkında olmasak da değişiverir; yürüyüşümüz, konuşmamız, bir görevi yerine getirişimiz… Bu da grupların davranışlarımız ve normlarımız üzerindeki etkisinin sandığımızdan çok daha fazla olabileceği düşüncesine götürür bizi.

Gruplar bir öbek insanın aynı zamanda aynı yerde bulunmasıyla oluşmaz. Ortak amaçlar, tutum benzerlikleri ve en önemlisi etkileşimler grupların ayırt edici özelliklerindendir.

Grup normları ise gruptaki herkesi kapsayan davranışları, statüyü, işlevleri düzenler. Sosyal psikolog Muzaffer Sherif’e göre ortak güdüleri ve sorunları olan bireylerin belirli bir süre boyunca etkileşimde bulunmaları grup normlarının oluşumu için gerekli bir koşuldur. Birey, tek başına sosyal bir norm oluşturamaz. Süreç gerektiren bu normlar grup sürekliliğini sağlamakla birlikte grup üyelerinin birbirine bağlılığı anlamına gelen grup sargınlığını da oluşturur.

Kenetlenen grup üyeleri olumsuz nitelikleri daima karşı gruplara, kendilerinden olmayanlara atfederek kendi gruplarının değerlerini yüksekte görmeye başlarlar. Tüm bunlar grup üyelerinin grup kimliklerinden kendilerine de bir benlik değeri biçmelerine yol açar, onların hayatlarının filtresi grubun bakış açısı ve normlarıyla sınırlı hale gelmiştir.

Grubun uyarıcı, biçimlendirici hatta galeyana getirici özelliği bu durum sonucunda daha belirgin hale gelir. Avustralyalı Psikolog Leon Mann birinin köprüden ya da binadan atlayacağını iddia ettiği ve çevresinde kalabalığın toplandığı 21 olayı incelemesinin sonunda gecenin karanlığının bireyleri gizlediği gruplarda “Atla!” nidalarının ve dalga geçmelerin çok rahatlıkla yapılabildiği ancak kişilerin kimliklerini gözler önüne seren gündüzün aydınlığında bu kışkırtmaların yaşanmadığı sonucuna ulaşmıştır. İntiharın eşiğindeki birine yapılan bu davranışı hepimiz yanlış, ahlak dışı olarak nitelendirip normal bulmayabiliriz. Muhtemelen kalabalığı oluşturan birçok kişi de kalabalığa dahil olmadan önce bizim gibi düşünüyordu. 

Grup etkisinin kilit noktalarından biri tam olarak bu örnekte gizli: Gruplar da tıpkı gece gibi bireylerin omuzlarına birer görünmezlik pelerini iliştiriverir. Bu pelerin tüm değerlendirilme ya da suçlanma kaygılarını rafa kaldırır. Birey davranışının doğurduğu sorumluluğu kendine değil gruba atfeder. “Ben şu an ne yapıyorum, yaptığım şey benim değer yargılarıma uyuyor mu?” diye düşünmesini, eylemlerini denetlemesini, kendini çevreden ayırıp bir birey olarak görebilmesini sağlayan öz farkındalık kabiliyeti azalır. İşte tüm bunlar kimlik yitimine kapı aralar. Grup etkisiyle kimliği yitmiş kişilerin tutumları ile davranışları arasındaki bağ zayıflamıştır. Sorgulamadan hareket ederler, dürtüsel eylemleri daha kolay gerçekleştirirler ve o an neyi doğru buldukları değil grubun ne yaptığı önemlidir. 

Peki bu kişileri çekersek çoğunluğun içinden, yüzleştirirsek aynada kendileriyle, ne olur? Bir zamanlar anormal buldukları, grubun etkisiyle normal gelmeye başlayan eylemleri hâlâ yapmaya devam edebilirler mi?

Örneğin linç çetesinden birini, linç ettiği kişinin karşısına tüm çıplaklığıyla çıkarsak umursamazca linç etmeye devam edebilir mi? Holiganlara karıştıkları kavgaları izletseydik kaçı bu denetimsiz davranışları takdir ederdi ya da tek başına olsalardı şiddetin dozunu bu kadar artırabilirler miydi? Hangimiz sokak ortasında tek başımıza saldırgan sloganlar atabiliriz?

Kalabalığın gücü bireyselliğimizi buharlaştırdığında ahlak normlarımız, yapıp ettiklerimiz ne de kolay değişebiliyor değil mi? 

Bir an için düşünelim. Ne kadar eminiz kendimizden, yapmam dediklerimizden? Bağlama göre değişen kuralsız cümleler miyiz hepimiz; nerede, ne zaman, nasıl davranacağını öngördüğünü sanan, başkalarının kendi davranışları üzerindeki etkisinden bihaber olan devrik cümleler?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu