Dosya Dışı

Hekim ve Hastanın Arzusuna Dair- Tarık Cemre Ağsar

İlginçtir ki normal olanı bir ölçüye göre belirler ve stabil biliriz. Gündelik hayatımızın her anında karışılabileceğimiz bu durum, öznenin bildiklerine dair kişisel referanslarıdır. Konu ruh sağlığı olduğunda ise psikiyatrinin kriterlerine bakarız, bu kriterlerse bir datanın bütününden yola çıkarak bizlere fikir verir. Örnek olarak bir psikopatoloji seçtiğimizde duygudurumun değişkenliğine, iştaha, öz bakıma yahut sürenin sıklığından yola çıkarak mevcut hastayı bir yere kaydederiz. Bu kayıt kritiktir zira kendi içinde bir normallik taşımaktadır lakin aynı zamanda ise hastanın tayini artık anormaldir. Normal olanlara göre anormallik. Peki düşlediğimiz farazi hekimin tedaviden beklentisi nedir? Hastayı normalleştirmek. Bunu inkâr edebiliriz ya da söylemin bu doğrultuda anormal olduğunu söyleyebiliriz. O halde hekimin tam olarak arzusu nedir? Elindeki materyalle özneyi bir sınıflandırmaya sokar -bu sınıflandırma maalesef kaşelemektir bir nevi sünnettir- daha sonra ise uygun gördüğü ekolle yahut teknikle sağaltım ya da tedavi vaat eder. Bu vaat sözel bir dil ile gerçekleşir zira öznenin kliniğe gelişinden itibaren her iki tarafın talebi bu yöndedir. Tıpkı birisinin restorana gidip bir şeyler sipariş etmesi ve gelen siparişini tüketmesi gibi. Restoran sahibi bir şeyler vaat ettiği için restorana gitmez miyiz? Gelebilecek eleştiri yahut antitez bu sebeple geçersizdir çünkü bir kişinin hekime başvuruyor oluşu kendisini normal hissetmeyişindendir. Artık elimizde iki durum var: ilki hekimin arzusu diğeri ise hekime başvuran kişinin arzusu. 

Ancak bu şu demek değildir, “Hekime başvuran herkes anormaldir.” Bu söylem tekinsizdir hatta yersizdir. Restorana aç olduğumuz için gideriz ancak aç olmak anormallik değildir. Kimse restorana gittiği için kaşelenmez. Peki toplumsal ortak görüş olarak hekime gitmek neden anormal bir durumdur? Çünkü toplumsal yaşam bize aynı zamanda toplumdan sapmamayı vaat eder ve bunun için hizmet vereceğini söyler: adalet, eşitlik, güvenlik; bunlara hizmet eden kurumları -adliyeleri, polisleri vs.- vardır. Bunun bedeli olarak ise bizi milletleştirir, halk yapar ve kültür mirasımızı devam ettirir ya da “güven” içinde yaşamamız için alan açar. Tabi bahsedilen güveni aynı zamanda manipüle edebilecek kudrete sahiptir ancak biz şimdilik bununla ilgilenmiyoruz. Bu toplumsal yaşam aynı zamanda ayna vazifesi görür ki böylelikle öznenin normale dair ölçütü oluşur. Özne ise normal olup olmadığını ötekiyle kendisini kıyaslayarak saptar. Ve bu saptamalar bir data oluşturur ve böylelikle bugünün ruh sağlığı hekimlerinin çalıştığı alanı açar. 

Anormal olanın doğuşu normal olanla mümkündür. Aksi halde anormal olana dair bir bulgumuz yoktur. Ancak bu sav da yetersizdir zira aynı şekilde normal olana dair de bir bulgumuz yoktur. Burada kritik olan hangisinin daha ağır bastığıdır. Herkesin tek gözlü olduğunu varsayarsak çift göze sahip olmanın yaratacağı karmaşayı düşünelim. Mevcut düşüncelerimiz onun tek gözlülerden üstün olabileceğini söyleyecektir. Ancak karşınıza üç kollu birisini çıkarırsam onu hemen tedavi etmek ve fazla olan kolunu almak isteyeceksiniz. Aksini düşünmek anormal bir şeymiş gibi hissettiriyor değil mi? 

Ruh sağlığı alanın bu kaotik ilişkisi maalesef aşılamamış bir gerçektir. Ve bunu normalleştirmek ise kimsenin vazifesi değildir zira bu uğurda verilen her çaba daha fazla anormalin önünü açacaktır. Aynı zamanda ise böyle bir kutsallaştırma hekimin arzusunu saklayacak ona peygambervari bir statü kazandıracaktır.

 

 

2 Yorum

  1. Kıyas olduğu müddetçe “Yoksa ben mi anormalim?” sorusu daima sorulacak. Kendi kendimize yetemediğimiz vakit, daha doğru bir dille ‘kendimizi anormal gördüğümüzde’ hekimin ışığında normalleşme haline gitmek kadar normal bir şey olmamalı. Çalışmanızı tebrik ediyorum, emeğinize sağlık Tarık Bey.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu