Blog

İstatistiksel Anormallik- Gülçin B. Yılmaz

Bilindiği üzere istatistik, belirli bir amaç için verilerin toplanması, toplanan bu verilerin matematiksel yöntemler ile analiz edilmesi ve analiz sonuçlarının belirli kurallar çerçevesinde yorumlanması esasına dayanan bir bilim dalıdır. Her ne kadar Benjamin Disraeli’nin olduğu düşünülen “3 çeşit yalan vardır; yalan, kuyruklu yalan ve istatistik” sözü insanlar tarafından sıkça alıntılanıyor olsa da kuşkusuz istatistik hatasız şekilde kullanıldığında hem doğa bilimlerinde hem de sosyal bilimlerde önemli sonuçlara ulaşmayı sağlayan güçlü bir araçtır. Öte yandan, özellikle psikoloji alanında, istatistiki analiz ile ulaşılan sonucun pratikte neye karşılık geldiğini hassas şekilde ifade etmek de belki sonuca ulaşmak kadar önemlidir.

Psikoloji biliminde kullanılan istatistiki testlerin çoğunun temelinde yatan, üniversite öğrencileri arasında genellikle çan eğrisi olarak anılan bir frekans dağılımı vardır: Normal dağılım. Teoride sonsuz sayıda, pratikte ise yeterince fazla sayıda kişiye test uyguladığında ya da herhangi bir ölçüm yapıldığında, elde edilen sonuçların dağılımının çan eğrisi şeklinde olması beklenir. Bir başka deyişle, kişilerin bir testten aldıkları puanlar ortalamaya yakın yerlerde yoğunlaşırken ortalamadan uzaklaştıkça o puanı alan kişi sayısının hızla azaldığı görülür. Matematik tarihinde pek de sık karşılaşılmayan bir şekilde, bu frekans dağılımının isminin on dokuzuncu yüzyılın sonlarında sistematik bir şekilde değiştirilmesi ve sonunda bu günkü hali olan normal dağılım (normal distribution) ismini almasının temelinde yatan sebep, belki de ortalamayı “normal” olarak görme eğiliminin de açıklamalarından biri olabilir. Zira genellikle ortalama ve normallik arasında sıkı bir bağ olduğu düşünülür.

Normal dağılımın en tipik örneklerinden bir tanesi kişilerin zekâ testi sonuçlarının, daha iyi bilinen ismi ile IQ puanlarının dağılımıdır. İstatistiki olarak bu durum, yeterince fazla insanın IQ puanlarını ölçersek ortalamanın yaklaşık yüz olacağı, teste tabi tutulan insanların yarısının bu puanın üstünde, diğer yarısının bu puanın altında bir sonuç alacağı ve ek olarak insanların yüzde doksan beşlik kısmının sonucunun ortalamaya çok da uzak olmayan belirli sınır puanları arasında olacağı anlamına gelir. Bu bilgiler ışığında yapılan hızlı bir yorum ile ortalama puanın belirli bir miktar üzerinde puana sahip olan kişilerin çok zeki kişiler olduğu söylenir. Aslında istatistik bir kişinin çok zeki olup olmadığını söylemez, sadece zekayı ölçtüğü düşünülen bir testte insanların yüzde kaçlık bir kısmından daha yüksek ya da daha düşük puan almış olduğunu söyler. Hatta teorik olarak bu testten aldığınız puan kaç olursa olsun, bir yerlerde mutlaka sizden daha yüksek ya da daha düşük puan almış başka birilerinin mutlaka olduğunu söyler. 

Peki bir testten diğer kişilerin ortalamasının üstünde bir puan almış olmak ile zeki bir kişi olmak gerçekten aynı şey midir, ya da toplumda aynı olarak mı algılanır? Eğer öyle olduğunu düşünüyorsanız birçok psikolojik testin sonuçlarının da aynı şekilde yorumlandığını bilmekte ve bir de bu açıdan bakmakta fayda var. Bir testte, belirli sayıda insanın ortalamasından bir miktar daha yüksek bir depresyon ya da kaygı puanı almış olduğumuzu öğrenmenin bizde yaratacağı hissiyat ile depresif ya da kaygılı bir insan olduğumuzu öğrenmenin bizde yaratacağı hissiyat pratikte aynı mıdır? Bizim için aynı olsa bile, toplumun gözünde bu iki durum arasında etiketleme açısından hiç fark yok mudur? Hele ki bir de yüzde doksan beşlik sınırın dışında bir değer aldığınızı varsayın. Tebrikler! Artık tescilli anormalsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu