Çeviri

Mesafeli Bedenlerin Huzursuzluğu ve Mektubun/Harfin Israrı- Hilda Fernandez-Alvarez

“İnsanın hakkında hiçbir şey anlamadığı bir şey, umut doludur.”

Jacques Lacan[1]

Hoşnutsuz Bir Özne

Rilke’nin şiirinde olduğu gibi, henüz kaybedilen anın yasını tutar ve uzun bir kış öngörür iken dünya karantinaya girdi: ‘’şimdiye kadar evi olmayan kimse inşa etmeyecek. Şimdi yalnız olan kişi yalnız kalmaya devam edecek, bekleyecek, okuyacak, uzun mektuplar yazacak.’’[2]

Yazı: Yapamadım, başlangıçta yapamadım. Ölü sayıları ve bunun sonucu olan bulaş riski, iğrenç temizlik usulleri sebebiyle kaygılıydım, ekranın pekişmiş hükmü ve mektubun/harfin ısrarı sebebiyle asabım bozuktu, sessizlik içerisindeydim, sözcüklerle dolu bir sessizlik içerisindeydim. Daha yüksek bir sessizlik, delice topluluk girişimlerine koşarken bile, covıd-19’a karşı fantazmatik bir aşılama şekli aradım. 

Bu olayın travmatik doğasıyla tutuşmuş bir hâlde, hepimiz salgın hakkında konuşmanın ve Her Şeyi söylemenin bulaşıcı ateşini kaptık. Ezici bir kuvvetle sembolik ve imgesel üremeler, sanatsal ve kültürel üretim, yapım aşamasında iken bu akıl almaz olaya işaret etmeyi amaçlıyor. Şimdiye kadar çok fazla kelime topladık, ancak bu küçük virüslerin birçoğu hala dışarıda bir yerde. Güçlü kelimelerden yapılmış kalkanlarımız, bu viral istilayı fethetmek, onu ehlileştirmek istiyor – “sakin ol canavar, beni öldürmeyeceksin.”

Konuşmada mesele yok, iyiyim, sesim belirsiz kalıyor, düzensiz yolculuğunda soğukkanlılığını koruyor, kararlı bir şekilde “ben” ne dediğimi bilmese”m” de “Her Şeyi söyleyebilirim” fantezisi ile kararlı bir şekilde esniyor. Konuşma oyunlar oynuyor: ” gel de beni yakala lanet olası şey, bitir şu işi.”  Duyulmadığında geçici oluşunun farkında olarak konuşma falan filanını sürdürür, gösterenleri yumuşatır, özneyi ve dünyayı sağda solda temsil eder, işler tıkırındadır.

Mektup/harf ise çıldırmış, kaderine tanıklık etme, kavrama, yazma misyonuna her zaman her yerde kendini adamıştır. Sanal klavyeden zarafetle yahut acı verici bir şekilde çıkarak, akan mürekkep ile, bir vuruş yahut bir nota ile bükülerek, mektup/harf keskin çivili ayakkabılarıyla dans eder, izler bırakır. Gerçeğin hararetli bir habercisi olan mektup/harf, bizi kat eder ve görülmeyi ve yazılmayı talep eder. Meme’den Romana, tweet’ten dile getirilmiş eleştirel düşünceye, hareketli ve hareketsiz görüntülerden anlamlı harekete kadar, mektup/harf gizlenmiş olanı ön plana çıkarır, yalnızca tekrar örtbas etmeye devam eder.

Mektup/Harf Özneyi Yazar, Eğer, Sadece

Ama mektup/harf nedir? A, B, C, belki bir Kanji mi? Evet, ama başka bir şey; mektup/harf-imgesi veya mektup/harf-parapraksisi veya mektup/harf-söylemi olabilir. Jacques Lacan, mektubu sosyal söylemin[3] “maddi desteği” olarak tanımlar ve gösterenden farklıdır, çünkü mektubun/harfin anlama erişimi yoktur, esas olarak boşluğunda durur ve onu kullanacak bir özne tarafından kurtarılmayı bekler [4]. Gösterenin ise özneyi gösteren zinciri içerisindeki bir başka gösteren için temsil ediyor olması sebebiyle bir anlamı vardır.

Sembolik ve İmgesel olanı içermesine rağmen, mektup/harf Gerçek’te yer alır ve iki alanın ayrımını gösteren kıyıdan başka bir şey değildir. Lacan, mektubu/harfi, Japonya’dan bir uçakla geri dönerken, okyanusun karaya karşı kıyı şeridi olan Sibirya ovalarındaki sınırı görebildiği zaman, kıyı şeridinin topolojisine bakarak düşündü[5]. Bu dinamik manzarada mektup sadece, hakikat ve bilginin kıyı şeridi ile jouissance’ın denizi arasında uzanan karşılıklı olmayan ve heterojen alanların bir göstergesidir.

Bu manzaranın bir tarafında, temel, sembolik bir inme/darbe, dilbilimsel olarak tüm anlamsızlığıyla jouissance’ımızı yapılandırır. Kıyısal olarak ortaya çıkan buradaki mektup/harf, jouissance okyanusunda bir sınır oluşturarak bilgi deliğini sınırlandırır. Bu alanda, mektup/harf özneyi ruhsal gerilimleri artırmak ve serbest bırakmak için Öteki’nin kelimesiyle işaretlenmiş damgalı bedensel yolların bir yörüngesine girmesi için işaret eder ve hareketlendirir.

Öte yandan bir de bilgi ve natamam hakikatin deniz kıyısı var. Mektup/harf, burada jouissance’ı yazma konusundaki yetersiz gücünü sunsa da sembolik bir sınırı işaret ediyor. Kıyının bu tarafında, mektup/harf sureti (Lacan bu terimi söylemsel özdeşleşmeleri neyin sürdürdüğünü belirtmek için kullanır) bozar, ve bu gerçekleştiğinde, öznenin varlığına dair bir parça bilgi okunaklı, kısmen yazılı hale gelir. Başka bir yerde, yazım sürecini, yazılmayı bırakmayan şeyin (imkansız), kısmi bir sembolik asimilasyonu veya okunabilirliği olarak ve yeniden yazım sürecini, yazılmayı bırakmayan şeyi (zorunlu) yazmanın yeni bir yolu olarak görüyorum[6]. Her iki işlem tarzı da zorlantılı tekrarlamayı durdurur ve söylemde bir konuşma veya eylem olumsallığı ortaya çıktığında meydana gelir ve bir hakikatin önemini (tekrar) ifade etme olasılığını sağlar. Yazma sürecinde, imkansız Gerçeğin -Lacancı cinsel ilişkinin yokluğu- kalıntıları, mektubu/harfi yazmanın bir etkisi olarak yazılmamayı bırakır. Yeniden yazılma sürecinde, zorunlu olan -Lacan dilinde fallus-, farklı bir yazıya izin vererek yazılmayı durdurur.

Kıyı şeridinin şiirsel topolojisinin yanı sıra Lacan, mektubu/harfi tanımlamak için başka bir topoloji daha sunar. Uçaktan görülen bulutlar, kendileri de birer suret olan gösterenlere gebedir. Sağanak yağış durumunda, bulut-gösterenler yırtılır- yazıyoruz ve yağan harfler/mektuplar Gerçek’te bir çatlak bırakıyor. Lacan, yazmanın “gerçekte gösterilenin tırtıklanması” olduğunu söyler[7].

Fakat sureti neyin oluşturduğunu düşünmemiz gerekebilir Lacan XVIII. Seminer’de sureti bir sözün anlam kazandığı yerde, İmgesel ve Sembolik tarafında, harfi/mektubu ise Gerçek ve Sembolik tarafında konumlandırır. Suret, özünde, toplumda failliği sürdüren yalandır[8].

Mektup/Harf tensel, cinsel varlığımızın Gerçek’inin bir kısmını taşıyor olsa da, onun hakkında fazla bir şey söyleyemez, bilgiden mahrumdur. Mektup/harf, yalnızca ve yalnızca bu mektubun failliğini üstlenen ve onu başka türlü olsaydı eksik olacak olan bir anlamlandırmanın anlamına karar vererek, yazılması gereken artık bir hakikati hesaba katarak, gösterene dönüştüren bir özne bulursa, ısrar eder ve hedefine ulaşır.

Mektup/Harf, sayısız semptomatik eğilim – mektubun/harfin bir keyif geleneği içinde ortaya çıktığı anlamlandırma sistemine bağlı olarak acting out, açıklanamayan tekrarlar vb.  – yoluyla bir öznede ısrar eder Sosyal olarak, mektup/harf hem sosyal bir ilişkiyi sürdüren hem de işleyen

söylemsel bir düzenlemede ısrar eder. Lacan bize hâlen şunu hatırlatır: “Kişi Gerçek’e dokunabilir ama hakikiye değil”[9].

Renen Amir’e göre, Freud’un ünlü Kurt Adam vakasında mektup/harf-imgesinin bir örneği görülmektedir. Harf/Mektup-görüntüsü, cinsel ilişki etrafında uğursuz bir duygudan etkilenen bir adam olan Kurt Adam’ın[10] klinik vakasının üç önemli örneğinde ortaya çıkan V’dir. Birincisi, dadı Gruscha’nın açık bacaklarının, dizlerinin üzerinde yeri temizleyen, V harfini simüle eden görüntüsüdür[11]; başka bir V, kelebeğin kanatlarında tekrar ortaya çıkar ve bu da onun gözünde uğursuz hisleri tetikler; ve son olarak, V depresif semptomları genellikle geciktiğinde öğleden sonra 5’i  gösterir[12]. V harfi özne için bir anlam/sense taşır, ancak bir anlamı yoktur çünkü yalnızca “gösteren tarafından ve gösterenden çıkarılmış olanı” işaretler[13].

Başka bir örnek, başarısız bir eylemle performatif bir biçimde ortaya çıkan Harf-parapraxisidir. Klinik örnekler, sözde başarısız eylemin–– güzel sözlerinde her zaman başarılı––, parapraksiye dahil olan özne için bir anlam ifade eden bir mektubu/harfi nasıl gösterdiğini göstermektedir. Henüz kendi anlamlandırma, anlamı, gösteren zinciri içinde ihmal edilmiştir. Bir süre önce, tuhaf koşullar altında dört uçuşu kaçırdım. Ana dilim İspanyolcada bu durum için kullanılan sözdizimi olan perder el vuelo, yani bir uçuşu kaybetmek şeklindedir[14]. Bilgimde eksik olan bir mektubu/harfi, kaybın gerçekliğini, perder’i görebilmek ve yazabilmek için o uçuşları kaçırmak zorunda kaldım.

Mektup/Harf-söylemi, bir tür sosyal bağı paylaşan belirli bir grup özne içindeki temsillerin ve üretimlerin tekrarlanan ısrarında kendini gösteren mektubun/harfin bir başka örneğidir.

Erotik Bedenlerin İkircikliği

Mesafeli bedenlerde pandeminin bizi zorladığı bazı mektupları/harfleri bulalım. Beden, diğer bedenler arasında bir varlık olarak, tarihsel toplumsallık sorununu gündeme getirir. Mit, ritüel, sanat, din, aşk, felsefe ve psikanaliz, sosyal ve doğa bilimlerinin her dalı, bu soru ile meşgul olmuştur ve bu çabaların hiçbiri hakikat hakkında son söze sahip değildir.

Mektup/Harf-söylemi, içinde sosyal bağ kurduğumuz yapıya, bizi dil ve keyif yoluyla birbirine bağlayan insanlar arasındaki ilişkiye atıfta bulunur. Bu böyledir, çünkü beden, ilkel olarak imgesel bir yapı olarak, gerçek organizmayı hesaba katmak için sembolik düzen tarafından sarılır ve sabit bir zevk yolu ile işaretlenir – jouissance’ın Öteki’sinden gelen mektup/harf. Zevk ya da jouissance, etkileri zevkten kaygıya, jouissance’a (hastalıklı zevk), artı jouissance’a (eksikliğe neden olan bir fazlalık) giden aşırı psişik gerilimi        somutlaştıran xbir insan üretimidir.

Dolayısıyla, mektup/harf-söylemi, bedenlerimizi bir sosyal ilişki biçimini tekrarlayan düzenlemelere yerleştirdiğimiz yapıdır. Lacan teorisinde, bağlı olanlar bir dizi söylemsel unsuru paylaşırlar: bir nedenden etkilenen bir görünüş (fail), anlama yol açan bir Efendi gösteren, sureti karşılayan bir ötekilik yeri ve kalan fazlayı ortaya çıkaran bir üretim. Ayrıca, sosyal bağ, bir öznenin, hakikatin, bilginin ve artı keyfin değerlerini taşıyan dilsel mekânları gerektirir. Sosyal değişimleri somutlaştırdığımız Gerçek yapının incelenmesi – yapısalcılık – Lacan tarafından, psikanalitik teorinin, söylemin kendisinin nedenini açıklığa kavuşturmada içsel olarak yer aldığını iddia ederek, yapının maddi ama opak etkileriyle ilgili endişesi nedeniyle “sadece ciddiyet” olarak tanımlanmaktadır[15].

Jacques-Alain Miller’ın açıkladığı gibi, toplumda bir araya gelme kolektif iradesi, “affectio societatis”, bir grubu pekiştirmek için bir efendi göstereni gerektirir, ancak bu yeterli değildir[16]; tamamlayıcı ve geri kalan kalitesinde resim küçük a nesne’yi dürtü olarak Eros getirir. Bizi bağlayan gösterenler açık olabilir, ancak a nesnesinin (artı, kayıp) kolektif üretimi örtülü kalır, opaktır. Pandemi sırasında topluluklarda ne türden eğlenceler, a nesnesinin hangi sureti dolaşıyor? Bu salgın sırasında ısrar eden bazı mektup/harf söylemleri düşünüyorum: dıştanlık, uğursuzluk, kararsızlık ve sanallık.

COVID-19 bize başkalarıyla sahip olduğumuz kaçınılmaz dolanmışlığı gösteriyor. Lacan, bu dışsallığı, bir insan ile ötekiler arasındaki iç ve dış –– Moebius şeridi veya Klein şişesinde olduğu gibi– psişik bağlantının topolojisi olarak adlandırdı[17]. Bulaşıcılığın “eğrisini düzleştirmek” için normal alanlardan ve alışılmış uygulamalardan geri çekilmeliyiz: kendimize bakabilmek için başkalarına bakmamız gerekir. Bu yeni düzen, insanlar arasındaki yakın sosyo-mekansal bağlantıyı göstermektedir. Ancak bu ötekilik durumu paradoksaldır ve iki şekilde ajite edilen büyük bir hoşnutsuzluğa neden olur. Bir yandan, karantinadaki izolasyon, güvenlik nedenleriyle başkalarının yabancılaşmasını, dokunsal olanı geçersiz kılmayı ve başkalarını bulaşma potansiyelleri için uğursuz hale getirmeyi gerektirir. Diğer yandan şimdileri hayatımızı paylaştığımız kişilerle (izolasyon “baloncuğumuz”dakilerle) sınırlı olan fiziksel temas, psişik gerilimin (libido ve destrudo) her zamanki boşalımlarını etkiler ve onları bilhassa bir kimsenin kendi bedenine ve baloncuklarındaki yakınlarına yöneltir ki bu durum jouissance’ın ayarının ta kendisinde büyük bir hoşnutsuzluğa sebep olur, yabancılaşma ve ayrılığın yapısal mekanizmalarının yeniden müzakere edilmesini talep eder.

Pandeminin sosyal mesafelenme zamanlarınki mevcut temsil ve üretim düzenlemeleri benim ahbabım olan ötekini (başkasını) meşum kılıyor. Sigmund Freud, meşumluğu çeşitli özelliklerden oluşan karmaşık bir fenomen olarak tasavvur etti: meşum olan bir şey, ölüm, cesetler ve ölülerin dönüşü ile yakından ilişkili olduğu için kaygı vericidir[18]. Meşum bir şey, ayrıca, istemsiz bir tekrarın bilinçli farkındalığına da atıfta bulunur; bu durumda,  katlanışının ta kendisi fantezi ve gerçeklik arasındaki çizgiyi gizleyen hareketli bir varlığın –koronavirüs– otonomik gelişimi[19]. Meşum olan, bugün, ötekilerden uzak dururken kendini gösterir: şahsen tanışamayız, baloncuğumuzda olmayan başkalarına dokunamayız çünkü bulaşma ve ölüm riski taşırız.  

Freud’dan bu yana topluluk oluşturma, ikircikli bir görev olarak bilinir. Ondan, insan mutluluğunun “Yaratılış” planına dahil olmadığını (HAHA!!) ve acılarımızdan sorumlu üç kaynak olduğunu öğreniyoruz: acısı ve kaygısıyla bedenimiz; dış dünya ve onun yıkıcı güçleri (diğer adıyla COVID-19); ve başkaları ile olan ilişkimiz. Sonuncusu diyor Freud,  “…belki de bizim için diğer tüm acı kaynaklarından daha acı vericidir”[20]. Freud, bu mutsuzluk kaynaklarıyla başa çıkmak için şunları ekliyor: fanteziler ve ilaçlar, izolasyon ve ketlenme, yer değiştirme ve süblimasyon, din ve güzellik, aşk, semptomlar ve topluluk oluşturma.

Batı’yı, modern durumu tartışırken Freud, ona ihtiyacımız olduğu kadar, her zaman kültüre ve topluma düşman olduğumuzu belirtir[21]. Bizi COVID-19’dan korumak için bir aşının peşinden koşmak gibi bizi doğadan koruyan bilimsel ve teknolojik ilerlemelerden zevk almamıza rağmen, medeniyet ihtiyaçlarımıza ve arzularımıza karşı çıkıyor. Medeniyet, başkalığın ve farkın travmasını, kastre edilmenin istisnası olmadığının fark edilmesini, bu dünyadaki Tek değerli kişi olmanın narsisistik fantezisinin delinmesini beraberinde getirir; “Ben ve (A)nnem artı birlikteliğimizin geri kalanı, bunların hepsi olabilirim” fantezi budur.

Beni yalnız bırakın! Freud bize, başkalarının neden olduğu rahatsızlıkla mücadele etmek için “en hazır ve nazır korunma, kendini diğer insanlardan uzak tutan gönüllü izolasyondur” diyor ve bu sayede sessizlik ve huzurun tadını çıkarıyoruz[22]. Ancak bu, depresyon deneyiminden bildiğimiz üzere, eşzamanlı olarak bir değersizlik ve yalnızlık hissine neden olur; bu, kendini sosyal dokudaki tek bir iplik olarak saymak için gerekli olan sosyal tanınma eksikliğinden ortaya çıkar.

Pandemi sırasında, elbette, sanal bir keyif mektubu/harfi vardır. Pandemi, Freudcu Unbehagen‘i, “hoşnutsuzluğu”, biraz değiştirdi,; bir etkileyicinin mesleğinden yoksunsam kendimi saymak için ne yapabilirim? Pandemi öncesinde de sosyal ilişkiler çoktan dijital aletler ve ötekilerin bedeninin yokluğu ile idare ediliyordu ve bu sıhhî aciliyet ile cyborg vaziyetimiz daha da güçlendi[23]. İşlerini kaybetmeyecek kadar şanslı olanlar, ekranların önünde giderek daha fazla çalışıyorlar ve küçük, kişisel gruplarda tecessüm eden mübadeleleri, Ian Angus’un “Ortanın Kaybı”, yani, bireyi bir yandan yakın ailevî ilişkiler ile diğer yandan sanal global ilişkiler arasında bırakan ve gittikçe azalan doğrudan sosyal ilişkiler olarak açıkladığı şekilde, kaybettik[24]. Kişisel gruplar ––sınıf, iş yeri, grup terapisi, konferanslar––sosyal mesafeyi korumak için dijital platformlara taşındı. Bu gelip geçici olabilir mi?

Pandemi, sosyal mübadelelerimizi düzenleme şeklimize biraz kolaylık getiriyor. Sosyal faaliyetlerimizde daha sayborgsu olmak, bir yerden bir yere gitmediğimiz için bize daha fazla boş zaman sağlar. Evde, ev kıyafetlerimiz içerisinde, bedenimiz ferah ve daha rahattır ve çok daha kolayca ekranlarda kaybolabiliriz. Onları duymak istemiyorsak insanları sessize alabilir ve bu sessiz isyan eyleminin tadını çıkarabiliriz. Yayınlarımızı seçiyoruz ve sadece görmek istediğimiz insanları görüyoruz. Coğrafi konumumuzdan başkalarıyla bağlantı kurabilir ve benzer ilgi alanları etrafında yeni anlamlı bağlantıların keyfini sürebiliriz, belki de somutlaşmış değişimlerde karşılaştığımız tanıdık yüzlerle tanışmaktan zevk aldığımız için etin akrabalığını koruyabiliriz.

Böylece, sanal olan bize başkalığı iyileştirmenin bir yolunu sunar; en uygun mesafeyi ve yakınlığı seçme özgürlüğüne sahibiz. Fark benim kontrolümde kalıyor ve ötekinin iğrenç veya seksi bedeninin yokluğu çabucak kabul ediliyor ve buna adapte olunuyor. Bu kalıcı hale gelebilecek bir şey mi? Dürtüsü ile birlikte bedenin erotojenik delikleri- bakış, ses, koku, dokunsal— ile Michel de Certeau’nun “görüşün kanserli büyümesi” olarak adlandırdığı teknolojik tıklama tarafından giderek daha fazla emilir mi?[25] Bilmiyorum.

İnsanların somutlaşmış değişimlere yatkınlığı ya da eksikliği, bu fiziksel mesafe zamanlarında eşit olmayan fırsatlar sunar, çünkü insanlar başkalarının bedeninin yokluğundan belirgin bir şekilde etkilenir. Kolektif tecessümde başarılı olan bazıları, çoğunlukla kendi şirketlerinde teselli bulanlardan ve/veya sanal dünyada kendilerini daha etkili bir şekilde güçlendirenlerden daha fazla etkilenebilir. İnsan temasına —doğa, ağaçlar, okyanus, kuşlar veya evcil hayvanlar— her zaman insan olmayan alternatifler olsa da insanların etraflarındaki diğer bedenlerin yakıtını, etini, canlılığını ve yoğunluğunu özlediğini duyuyorum. Ben de özlüyorum. Elbisemin omzunda kalan tüyü nazikçe oradan alan birinin baştan savma dokunuşundan; bir toplantıda, mutabakata varmadığımız ama bizi öldürecek de olmayan bir argümanı savunur iken bir kimsenin fark edilebilecek olan nefes alış verişine; ofisimi ziyaret eden analizanlar ile el sıkışmaktan; günün sonunda yollarımız ayrılan bir dostun sırtını nazikçe sıvazlamaya kadar. Dans hareketlerinde öteki bedenlerle canlanışı ve tabii ki bana yaşadığımı, hayatta olduğumu ve ölmediğimi hatırlatan güven ve dostluğun sıcak kucaklaşmasını özlüyorum. Başkalarını bedensizleştirmeye geçiş devam ederse, etin yerini ne tür bir erotik sosyopolitik beden alacak?

Nasıl Yazıyoruz?

Şimdiye kadar, bir politik bedeni bağlamak için gösterenlere ve a nesnesine ihtiyaç duyduk ve onların yapı taşları harflerdir. Bazılarını yazabilir miyiz? Ya engellendiysek? “Her şey zaten söylendi ve söyleyecek hiçbir şey kalmadı” hissini biliyoruz.

Yazabilmek için, “konuşanın içinde yaşayan” mektubu/harfi çağırmalıyız[26]. Ancak mektup/harf, histerik bir baştan çıkarıcı gibi, aynı zamanda bilgiyi silerken bilinmeyi ve görülmeyi talep eder” “Chillen, putas”, Octavio Paz’ın kelimelerden talep ettiği, onlara fahişeler dediği ve yazmayı mümkün kılmak için kendi harflerini yutmaları için çığlık atmalarını söyleyen şeydir[27]. Yazma eyleminde, Paz’ın önerdiği gibi, mektubu/harfi kelimelerin kuyruğundan yakalamanız gerekir. Bir kimsenin bir süreliğine de olsa Öteki’nin işaretlemiş olduğu zevki işitmekten vazgeçmek için Öteki’nin mahallinden harfi kazıyıp çıkarması, kalıntılarını alması ve onunla varlığın bir kısmını yazması gerekecektir.

Seks, ölüm ve Gerçek hakkında konuşmak için gösterenin saf iktidarsızlığı nedeniyle, mektup/harf bir öznenin onu tuzağa düşürmeye cesaret edip etmediğini görmek için kendini tekrarlar ve eğer öyleyse, çevrili mektup/harf görünüşü siler, bir başlangıç anlamı yaratır. Bu nedenle, bir yazma edimi ancak anlamı güvence altına alan Efendi gösterenin silinmesiyle mümkündür. A nesnesinin kısmen kaybolmuş olarak tanınabilmesi, görünüşün parçalanmasından, anlamlandırmaların yağmalanmasının bıraktığı izlerin silinmesindendir; bu noktada özne, jouissance’ın Öteki’si olan Öteki tarafından zaten sömürgeleştirilmiş bir uzam parçasını fethederek ortaya çıkar.

Bu bizi yabancılaşma içinde yazmak ile ayrılık içinde yazmak arasında önemli bir ayrıma getiriyor; Eric Laurent’in açıkça belirttiği gibi, ‘’yabancılaşma düzlemini – bir öznenin kendisini Ötekine yazması, anlamın etkilerinin birincil özdeşleşme tarafından üretildiği anlamına gelir – ayrılma düzleminden ayırt etmek gerekir – jouissance yerinin yazıldığı yerde, kayıp nesnenin yerini anlamın etkileriyle işaretler[28].’’ Daniel Gerber, yazma eylemini analitik bir harekete benzer hale getirir, çünkü her şeyin yanılsamasının üstesinden gelmeyi içerir; Harfleri toplama modeli olarak Jorge Luis Borges’in tüm kitapların toplam koleksiyonunu içeren Babil Kütüphanesi’nden alıntı yapar[29]. Yazma eylemi, Öteki tarafından talep edilen Hiçbir Şey ve Her Şey ile bizi yüz yüze getirir. Her şey söylendiyse, kendim için sayacak bir mektubum/harfim yok.

Bütünlüğün felç edici yanılsamasını aşmak için, Gerçek etin imgesel uçuşunu sembolik olarak kullanan mektuplar/harfler yazmamız gerekiyor. Yazmak için, benim temsilim olmaktan çok, eylemde yazılı jouissance’ımın bir parçası olan bir nesneye ihtiyacımız var. Mektupla/Harfle yazmak benim etimden geriye kalan bir şey. İşte benim kanım, al ya da bırak. Pek de önemli değil. Öteki’nin alanına gerçek adımı yazdırmak, sonra bedenimi yeniden kazanmak, imgesel olanın dışına jouissance sızdırmak, (tarihi) hikayeler (yeniden) yazmak için aşağı düşen ––ter, nefes, gözyaşı, ciltte kırmızımsı bir döküntü–– bir et parçası.

Belki de başka türlü olmamıştı.

 

Çeviren: Batuhan Demir

 

[1] Jacques Lacan, The Seminar of Jacques Lacan Book XVIII: On a discourse that might not be a semblance (1970–71), trans. Cormac Gallagher, 17.03.1971 tarihli oturum, http://www.lacaninireland.com/web/wp content/uploads/2010/06/Book-18-On-a-discourse-that-might-not-be a-semblance.pdf

[2] Rainer Maria Rilke, Autumn Day, trans. Robert Bly, (n.p., 1981), Erişim tarihi: 06.06.2020, http://www.thebeckoning.com/poetry/rilke/rilke4.html#:~:text=Whoever%20is%20alone%20now%2C%20will,leaves%20fall%20and%20blow%20away

[3] Jacques Lacan, “Instance of the letter in the unconscious or reason since Freud” (1957), Ecrits (2006), 413.

[4] Lacan, Seminer XVIII, 12.05.1971 tarihli oturum.

[5] Aynı kaynak.

[6] Hilda Fernandez-Alvarez, “So, You Want a Master? Psychoanalytic considerations on the intellectual’s responsibility in light of traumatic repetition,” Spectres of Fascism içinde, ed. Samir Gandesha (London: Pluto Press, 2020), 142–163.

[7] Lacan, Seminer XVIII, oturum 12.05.1971.

[8] Lacan, The Seminar Book XVIII, 12.05.1971 tarihli oturum. Sureti, hâkim söyleme istinaden sosyal bağlanma özdeşleşmeler talep ettiğinde faaliyete geçen uzlaşımsal bir otomatik etiket olarak düşünüyorum; suret (suret ya da sosyal bağın imkânsız olduğu kapitalist söylem dışında) her söylemi komuta eder.

[9] Jacques Lacan, The Seminar of Jacques Lacan Book XXII Joyce and the Sinthome, Part 1 (1975–76), trans. Cormac Gallagher, session 10.02.1976 tarihli oturum, http://www.lacaninireland.com/web/wp-content/uploads/2010/06/Book-23-Joyce-and-the-Sinthome-Part-1.pdf

[10] Sigmund Freud, “From the history of an infantile neurosis (Wolfman)” in The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud. Vol. XVII, ed. and trans. James Strachey (London: Hogarth, 1973), 3. 

[11] Freud, “Wolfman,” 92.

[12] Ibid., 90- 91.

[13] Renen Amir, “The unreadable letter,” Psychoanalysis: Topological perspectives içinde, eds. M. Friedman and S. Tomšič (Blelefeld: Verlag, 2016), 213.

[14] “Kaybetmenin Aptallığı”, bu deneyim hakkında yayınlanmamış bir metindir.

[15] Jacques Lacan, Seminar XVI, 13.11.1968.

[16] Jacques-Alain Miller “Affectio Societatis,” Erişim tarihi: 06.06.2020, http://www.amp-nls.org/page/gb/49/nls-messager/0/2019-2020/4230

[17] Jacques Lacan, S7, 139.

[18] Sigmund Freud, “The uncanny,” in The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud Vol. XVII, 241.

[19] Freud, “The uncanny,” 244.

[20] Sigmund Freud, “Civilization and its discontent” in The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud. Vol. XXI, 76.

[21] Freud, “Civilization,” 87.

[22] A.g.e., 77.

[23] “Bir sayborg jouissance’ımı çalacak mı?” içinde 94. sayfada özne ile seri üretilen teknolojik nesneler (dizüstü bilgisayar, cep telefonu, sosyal ağlar) arasında dijital sermayeyi bilinçsiz eğlence emeğimizle besleyen bir ortak üretim olduğunu iddia ettim.

[24] Ian Angus, “Loss of the middle,” Listening to COVID-19, http://www.lacansalon.com/listening-to-covid-19/loss-of-the-middle

[25] Michael de Certeau, The Practice of Everyday Life, trans. S Rendall (Berkeley: California University Press), xxi.

[26] A.g.e.

[27] Octavio Paz, “Las palabras,” Obra Poética I (1935–1970) (México: FCE, 1996), 66.

[28] Eric Laurent, “The purloined letter and the TAO of the Psychoanalyst,” The Later Lacan, eds. Veronique Voruz and Bogdan Wolf (NY: Suny Press, 2012), 35.

[29] Daniel Gerber, “Del significante a la letra: Un destino de escritura” Escritura y Psicoanálisis içinde. (México: Siglo XXI), 30. Kendi çevirim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu