Blog

Multikültürel Normallik- Sümeyya Bulut

İnsanoğlu dünyaya yaşama içgüdüsüyle gelir. Bu yaşama içgüdüsüne iki önemli duygu eşlik eder: Korku ve huzur.  Korkularımızdan kaçıp huzuru elde etmek için mücadele ederiz.  Bu dünya ile nasıl bir ilişki kurmalıyız ki bu sonsuz huzuru elde edebilelim? Bunun spesifik bir cevabı yoktur. Çünkü hepimizin doğduğu kültürün farklı bir dili, farklı bir rengi vardır. İşte tam da burada “Normallik” kavramının en merak edilen sorusuyla karşılaşıyoruz. Kime göre ve neye göre normallik? Yüzlerce yıldır topluluklar halinde yaşayan insanlar, genele uyanları normal, genelin dışında kalanları ise anormal olarak tanımladı. Bu tanımlama pek çok açıdan kolaylık sağlayan ve risksiz bir alanı işaret etmekteydi. Çünkü normal başka bir deyişle bireye ve topluluklara belli bir çemberin içinde sunulan konfor alanıydı.

Dünyanın hemen her kültüründe ve tarihin tüm zamanlarında kurala uygun olmayan ve norm dışı olarak adlandırılan pek çok şey anormal olarak tanımlanmıştır. Fakat normal olarak tanımladığımız birçok şeyin aynı zamanda kültürel, ahlaki ve insani değer penceresinden bakıldığında pek de ‘’normal’’ olamayacağını ifade etmeliyiz. Kadına şiddet, modern kölelik, ırkçılık, diktatörlük, sömürü, sosyal eşitsizlik, açlık, sefalet, fakirlik ve tüm bunlar kanıksadığımız, normalleştirdiğimiz şeylerdir. Normal olgusunu, kültürel yaşantılarımız, ahlaki yargılarımız ve “ideal olan” tanımlamalarımız ile esnetiyoruz. Dünyanın hemen hemen her yerinde ‘’sık rastlanılan’’ ile “normal olan” yer değiştirmiş vaziyette. Bu pek çok kültürel, ahlaki ve insani sorunu da beraberinde getirmektedir ne yazık ki.

Bu durum, birbiri ile çelişen doğruların ortaya çıkardığı çözülmesi güç ve yüzyıllar alan bir paradoks. Çünkü kimilerine göre dünya tarihinde normalliği ifade edebileceğimiz ‘’çoğunluk’’ dışında başka bir verimiz yok. Kimileri için ise esas olan, insani değerlerin göz ardı edilmeden oluşturulması gereken bir normallik.

Peki çok kültürlü ülkelerde kimin normali daha normal? Bu soru karşısında verilen cevap yukarıda bahsi edilen salt çoğunluğun ‘’normallik’’ verisidir. Bu nedenledir ki toplumlarda çoğunluğun normali, ötekiler içinde normal olarak kabul edilmesi gerekendir. Bu adil olmayan fakat oldukça basit olan çözüm, çoğunluğun konfor alanını garanti eder. Bu konfor alanı aynı zamanda çoğunluğun meşrulaştırdığı durumdur. Bu nedenledir ki günümüzde göçmenlik, göç edenlerin değil göç alan yerlerin konfor alanını tehdit eder. Günümüzde asıl sorun insanların savaş, açlık, sefalet ve buhranlar sonucu tüm düzenlerini ve hayatlarını bırakarak büyük risk ve endişe altında bir yerden bir yere göçmeleri değil, o yere geldiklerinde orada yaşayan yerlilerin standartlarını, konforlarını, statülerini ve normallerini tehdit etmeleridir. Multikültürel toplulukların esas motivasyonları kendi normallerini korumaktır. Bu koruma içgüdüsü ise duvarların dikilişinin ve kocaman sınır çizgilerinin insanlar için çok önemli bir motivasyona dönüşmesini doğurur. Normallik azınlığın hayatta kalmasını sağlayan çoğunluk taklididir. Bu yaralı ve normal bir adaptasyondur. Çünkü insanlar:

  • Kendilerine benzeyenleri daha çok beğeniyor,
  • Beğendiklerini daha ön yargısız dinliyor,
  • Ön yargısız dinlediklerini de daha çok benimseyip saygı duyuyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu