Blog

Normal Kavramının Dönüşümü- Rozi Mengüloğul

Dünyanın herhangi bir yerinde birbirinden farklı planları, kaygıları ve standartları olan pek çok insanın bugün ortak bir arzusu var. Eski normale dönmek. Normalin sözlük anlamını asla tam olarak karşılamayan ve hala hiçbirimizde net bir cevabı olmayan kargaşa, belirsizlik ve dramatik değişimlerin yeni normal olarak adlandırıldığı bir dönemdeyiz. Yeni normal, olağan bir akıştan çok post modern bir paradigma. Ayağımızın altındaki çoktan çatlamış zeminin kayması yahut kendimizi rahatlattığımız mitlerimizin infilak etmesi. Normal olarak adlandırdığımız şeyin eksikliklerimiz, aksaklıklarımız ve hiç bitmeyen planlarımız olduğunu fark etmemizle ‘’alışageldik bir kaosa’’ yeni normal adını vermeye başladık. Bir tarafta çatlakların çoktan ortaya çıktığı ama olabildiğince geniş bir konfor alanı diğer tarafta çoktan sıkılmış misafirlere tasvir edilen ideal, temassız bir yeni dünya. Normale bu kadar uzak ama bir o kadar normallik iddiası taşıyan bu tartışmalı söz öbeği, dizayn edilen normalliğin ta kendisi. Nedir bu dizayn edilen normallik? Pek tabii eski normal ’in içerisinde anormal olarak adlandırabileceğimiz her şey. Sığınaklarımız, kalabalıktan uzak kırsal manzaralı geniş pencereli tatillerimiz, çevrimiçi ve insana dokunmayan eğitimlerimiz, parklarda, kafelerde ve uçaklarda kişisel alanı koruma gayretimiz, çözüme aç küresel sorunlarımız, kritik derecede kusurlu sistemlerimiz, korkutucu anlarda hayata tutunmamızı sağlayan web bağlantılarımız, her zamankinden fazla olan sanal üretkenlik çabalarımız ve tüm bu listeyi uzatacak her şey, eski normalin içerisinde yer bulamayan, temelde eski hayatlarımızın neye benzemediğini görebileceğimiz ufukta bir tür yeni normalimiz. Zihnimiz başlangıçta bunun bir yerde son bulacağına ve bir şekilde biteceğine dair bir çeşit küçümseme ile en rahatlatıcı senaryosunu hazırladı. Bu hepimiz için başlangıçta garip ve alışılmadık bir dünya trendi halini aldı. Önce mecburi dönüşümleri bir süre askıya almayı ve belirsizlikte beklemeyi denedik. Muhtemelen bilinebilir olmayanın varlığını kabul etmekte epey zorlandık. Kuantum fizikçisi Heisenberg’in Belirsizlik İlkesinin hayatlarımızdaki yansıması kabullenmesi en zor değişimin, en derin kusurlu geçmişlerimizin eksiksiz bilgisine dahil oldu.  Gerçeklik, hakikat ve kesinlik hakkındaki geleneksel bulanıklıkları bir şekilde ölçümleye çalıştık. Daha sonra yeni kurallar ve planlamalar kapsamında hayatlarımızı yeniden kapatıp açmayı denedik. Dünyamızda ana akım bir trend haline gelen herkese daha adil şartları neredeyse en köşeye sıkışmış halde istemeyi başardık. Başardık, diyorum, çünkü Pandemi bize ölümün ve çürümenin “Modern Hayatın Beşiği” Blacksmith kasabasını da vurduğunu gösterdi.  Kötüler ve kurtarılmışlar kaçınılmaz olarak “aynı” kaderi yaşamaya başladığında, hastalığın potansiyel bir zincir olduğunu ve tüm halkaların ancak aynı normal ile hayatta kalabileceğine dair şaşırtıcı gerçekle yüzleştik. Eski normalimiz geleceğin belki de efsanevi söylentisi belki de her şeyin sonsuza dek değişiminin tanımlanmasıdır. Yeni normalimiz ise bir süredir havada bulunmayan statükonun, toplumu ve insanlığı ileriye götürecek olan şeyin tasarısına yer vermesidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu