Yazı

Sıradan Bir Perşembe Günü

Burak Maşalacı

21. yüzyılın bilindik günlerinden birinde her şey hiç olmadığı kadar sıradandı. Öyle ki güneş, çocukların ilk natürmort denemelerini andıran bir şekilde tepede parlıyor, insanlar sabahın erken saatlerinde işlerine gidiyorlar, mahallenin köpeği çöpten kendisine kocaman bir kemik aşırmış -ki nerdeyse her perşembe kendisine bir kemik aşırır- sokağında ortasında uzanmış duruyordu. Aslında bu yaptığına aşırmak denemezdi keza bu kemikler çarşamba akşamlarını sarhoş geçirmekte olan kocasına çorba yapan -tabi bunu söylene söylene yapan- Adile Hanım’ın çöpe attığı kemiklerdi. Anlayacağınız o gün Mecburiyet Sokağındaki canlılar için beklenenin dışında hiçbir şey gerçekleşmiyordu ki Server İlhan dünyaya geldi. Aslına bakarsanız bu durumda bir mucize sayılmazdı. Server İlhan’ın tam 9. ayda dünyaya gelmiş olmasının onu bekleyenleri şaşırttığı da söylenemezdi. Çünkü oldukça sağlıklı ve normal bir doğumun yanında üstelik tam da doktorun tahmin ettiği tarihte dünyaya gelmişti. Ve Server İlhan o günden bu yana hiçbir buluşmasına geç kalmadı. Aslında sadece buluşma saatlerinde bu kadar hassas değildi. Geçtiği yollar, sabah kalkma, akşam yatma, yemek ve çalışma saatleri Server İlhan için hepsi belli zamanlara ve kurallara göre şekillenirdi. Bu sebepten yaşadığı sokaktan doğumundan bu yana taşınmamış, ailesinin ve birçok tanıdığının bu sokaktan çekip gitmesine aldırmamıştı. Yörüngesinden çıkmaktan korkan bir gök cismi gibi 24 yıldır orada Mecburiyet Sokağı’nda dönüp duruyordu ama etrafındaki dünya onun bu sabitlik ilkesine aldırmadan değişti durdu.

Yine bir perşembe günü aynı fevkalade sıradanlığında ilerlerken Server İlhan’ın bütün huzurunu kaçıracak olan ileti uyduya doğru yola çıkmıştı. Halbuki gün o kadar rutinindeydi ki sanki yazıp yönettiği bir oyunda oynuyordu. Geçen gece yine arkadaşlarıyla içen ve yine içkiyi biraz fazla kaçıran komşusu perşembe gününün ilk saatlerinde apartmana gürültülü bir giriş yaptığında, karısı ise onu her zaman olduğu gibi bir erkeğin gururunu okşayan sözler ile karşılamamıştı. Hazır lafı geçmiş iken komşusu Halit Bey ellili yaşlarında saçlarının bir kısmı uzun süre önce kafasının tam ortasını terk etmiş, orta boylu emekli bir devlet sanatçısıydı. Eşiyle evlenmesinde etkili olanın ne olduğunu bilinmez ama Adile Hanım’ın sesini bu denli tiz çıkartabildiğini devlet ya da sanat camiası bilmese de komşuları bu duruma oldukça alışkındı. Siz okuyucuya Halit Bey’in eşi hakkında daha fazla şeyler anlatmak isterdim ancak daha fazla bilgiye vakıf değilim. Neredeyse her perşembe bu şekilde başlayıp, Server İlhan’ın sabah işine giderken sokağın ortasında Halit Bey’in kendisi için mi attığı bilinmeyen kemikleri kemirmekte olan köpeğin sanki kaydedilmiş bir cami ezanı gibi aynı homurdanmalarını çıkartmasıyla gün sürerdi. Server İlhan hemen kafasını kaldırıp güneşi kontrol etti. İşte tam olması gerektiği yerde parıldıyordu. Günün geri kalanında neler yapacağını zaten gece yatmadan düşünmüş olan Server İlhan için artık geriye sadece ufak bir detay olan yaşamak hadisesi kalmıştı. Server İlhan hayatı oldukça ciddiye alırdı. Yapacağı her hamleyi planlar, söyleyeceği her sözü düşünüp bulmadan dile getirmezdi. İşte bu sebeplerden ötürü tüm hayatını kendi belirlediği çizgiler dahilinde sürdürdüğüne kuvvetle inanırdı. Uzun yıllardır aynı apartmandaydı ama hala ne zaman holün ışığı yansa insanların gitmesini beklemeden dışarı çıkmaz, kimse ile karşılaşmadan evine girip çıkmaya çalışırdı. Çalıştığı iş yerinde de durum farklı sayılmazdı. İnsanlar ona oldukça karmaşık ve belirsiz geliyor, kafasını karıştırmaktan başka işe yaramıyorlardı. Hele bir de kadınlar konusunda tümüyle umutsuzdu. Onlar hakkında şöyle düşünürdü. ‘’Size bir isteklerini eğer siz de isterseniz yapmanız gerektiğini söylerler, eğer yapmazsanız başınız belaya girebilir. Eğer yaparsanız yine başınızın belaya girmeyeceğine emin olamazdınız. Örneğin bir kadın sen bilirsin diyorsa aslında bu size yöneltilmiş bir talep veyahut bir istek olabilirdi. Sizin özgür iradeniz tartışma konusu bile değildir. Tabi bunun tam aksi de mümkün olabilir. Bu durumda kadınların söyledikleri tam olarak söyledikleri anlama da gelebilir. Tanrının bu konuda tek yanıt sahibi olduğu düşünülse de elmayı yemekten başka bir şansı olur muydu Adem’in acaba? Cehennem ve bir kadının öfkesi arasında seçim yapacak olsanız her halde siz de kararsız kalırdınız.’’ Bu bilinmezlik hiç de Server İlhan’a göre değildi. Server, tüm yaşamın belirli bir düzene göre kurulduğuna dair sarsılmaz bir inanç taşıyordu. Ona göre bir şey oluyorsa, vardı mutlaka bir sebebi. Bu tahminleri onu çok iyi bir kumarbaz adayı yapsa da o şansa güvenmeyi de ahmakça buluyor, gerçeği yalnızca gerçeği ancak sayıların söyleyebileceğine inanıyordu. 16 yıllık eğitim hayatı boyunca hiç fire vermemiş, ortalama bir öğrenci olarak okulunu bitirmişti. Ve mezun olduğu gün ilk yaptığı şey bir işe başvurmak oldu. Belki de hayatı boyunca tek bir şey rüyalarını süsledi, eli çenesinde gözleri uzaklarda yanağında küçük bir çukur ile hayallere daldı. Ne hayal ama! Türkiye İstatistik Kurumu’nda çalışmak. Başvurusu çok geçmeden kabul edildi. Bir insanın hayalinin gerçekleşmesi ilginçtir. Bir şey olacakmış gibi olur ama olmaz. Sıradan bir günden farksızdır. Belki bu sebepten şöyle denir. ‘’Şu an da hissettiklerimi tarif edemem.’’ Server İlhan’ın daha önce sayısız kez hayalinde provasını yaptığı bu işte çalışmak da çok bir değişikliğe sebebiyet vermedi. Server İlhan gündüzleri işe gitmenin dışında pek az evden çıkardı. Gerçi işte ne yaptığını Allah bilir ya bazı sayıları bilgisayara giriyor bazılarını siliyordu. Şimdi hakkını da yememek gerek Server İlhan istatistik kurumunun yanında Yüksek Seçim Kurulu’nda  memurluk yapıyordu. Demokrasinin teoride çok iyi bilindiği fakat pratikte bazı ufak pürüzlerin yaşandığı Türkiye gibi sürekli seçim olan bir ülkede böyle bir yerde çalışmanın belli zorlukları vardı elbette. Yaptığı iş siyasetle çok ilgili gibi gözükse de Server İlhan’ın bu konuya da özel bir ilgisi yoktu, ona verilen işi layığıyla yapar işe erken gider ama geç çıkmazdı. Geceleri evine dönerken hep aynı yolları kullanır, attığı adımları hesaplar, bu şekilde olasılıkları belli bir oranda tuttuğuna inanarak yaşamı üzerinde kontrol sağladığını düşünürdü.

Hayatını tam rayına oturttuğunu tutarlarını önceden tahmin edebildiği faturalarını öderken aldığı haz ile anlıyordu. Ne tür bir insan fatura ödemekten haz alır ki? Server İlhan alıyordu. Tabiî herkesin bildiği gibi ya da arzularının farkına varıp, çizgiyi aşmamaya çalışanların bildiği gibi hazzın doruklarından sonraki durak ilk duraktır. Varılacak yere varıldığında gidilecek tek yer kalmıştır o da yola çıkılan yerdir, sadece dönüşsüz bir dönüş gibi bilindik hissi yaratan sokaklarda kaybolmaya benzer bir his yaratır. Eğer her şey yolunda gidiyorsa, korkulması gerekir. Yaşlılar çok gülmemeyi belki bu sebepten belki de sadece huysuzluktan devamlı öğütler durur. İşte tam böyle bir zamanda Server İlhan’ın telefonuna uydudan seken mesaj ulaştı. Telefonunu her zaman sessize alıp, evinin kullanmadığı odalarından birine bıraksa da bu sefer gafil avlanmış, telefonu çalışma masasının üzerinde denizden çıkmış bir balık gibi çırpınırken kendisini ona bakarken bulmuştu. Telefona sanki patlamaya hazır bir bomba gibi temkinli bir şekilde yaklaşıp ışığının sönmesini bekledi ardından mutfağa koşarak eline aldığı tencere kapağını üzerine kapattı, artık hiçbir şey olmamış gibi klasik bir perşembe gecesi geçirmeye hazırdı. Hazır olmasına ama bir yandan da içi içini yiyordu. Keyfini çoktan kaçıran telefonu zihninin derinliklerine hapsetmek için kendini telkin etmeye çalışıyordu. Sanki ayaklanıp kaçacakmış gibi üzerine tencere kapağını kapattığı telefonun bulunduğu odadan tam çıkarken, bu sefer daha boğuk gelen telefonun sesini duydu. Belki de sadece kendilerini kandırdığınızı düşündürmeye çalışarak yasal bir yolla Server’i kandırmaya çalışan bir banka mesajıydı ya da şu kendini polis, savcı, hâkim gibi tanıtarak banklarla benzer ama yasal olmayan bir yolla Server’i kandırmaya çalışanlardan biriydi, mesajı gönderen her kimse. Aslında basit bir yanlış mesaj da olabilirdi, birisi bir başkası yerine Server’e onu sevdiğini ya da ondan nefret ettiğini söylemiştir diye düşündü. Her halükârda bir aldatmaca, kandırmacadan başkası aklına gelmiyordu. Gecesini mahvedecek hiçbir olasılığa izin veremezdi, vermeyecekti. Bu varsayımlarını açıklığa kavuşturmanın tek bir yolu vardı: telefona bakmak. Server İlhan derin bir nefes alıp telefonun yanına geldi, tencere kapağını üzerinden yavaşça kaldırdı ve ekrana iki defa dokundu. Göz bebekleri büyüdü, başından aşağıya soğuk terler dökülüyordu. Mesajın annesinden geldiğini gördükten sonra başına açılacağı işleri anlamış durumun düşündüğünden de vahim olduğunun kavrayıvermişti. Ter içinde kalan vücudunu masanın yanındaki yatağa bıraktı, kafasının içine sayısız ihtimal ve düşünceler hücum etmeye başladı. Keşke kendimi daha kötü bir ihtimale hazırlasaydım diye içinden geçirdikten sonra iki hamle ile hızlı ve acısız bir haber olmasını dileyerek mesajı açtı. Mesajda şöyle yazıyordu. “Görüşmemiz gerekiyor, amcan aradı. Önemli.” Server İlhan mesajı defalarca okudu fakat mesaj olduğundan başka anlamlara kapalıydı. Mesaj ne yorumlanabiliyor ne de konunun içeriği ile ilgili küçük bir tüyo taşıyordu. Şimdi yatağın üzerinde kıyafetleri, elinde telefonuyla uzanan Server aslında eve gelir gelmez önce ellerini yıkar, pilav yapmak için bir gün önceden suya koyduğu pirinci süzer-perşembe günleri pilav yapmaktadır-, yemek için kendi hazırlıklarını yapar, yemeği pişerken, işten getirdiği evrakları tekrar tekrar inceler üzerlerinde çalışır, ardından da yemeğini yiyip, bulaşıkları yıkadıktan sonra pijamalarını giyer ve yatağa yollanırdı. Bu sefer birkaç bir şeyi es geçtiğini söyleyebiliriz. Elinde telefon yatakta uzanmış öylece dururken kötü bir şey olduğunu seziyor, annesine sormaya da yanaşmıyordu. Merakı bir taraftan onu tahrik etse de tam arayacakken, kaygısı da bir yandan vesvese veriyor onu vazgeçiyordu. En sonunda ertesi gün mesaj atmak konusunda merakı ve kaygısı ile mutabakata vardı. Bu karar onu bir müddet yatıştırsa telefonu ile oynadığı göz kırpma oyununu sürdürdü. Böylece Android işlemci ile insan beyni arasındaki mücadele başlamış oldu.

Sabaha karşı sokaktaki köpeklerin havlama sesleri duyulmaya başladığında Halit Bey dışarıya çıkıyordu. Servet İlhan onun az önce içtiği çorbanın kemiklerini köpeklere götürdüğünü eşinin arkasından ona bağırmasıyla anlamıştı. Adile Hanım, “Eğer beni şu köpekler kadar sevseydin içkiyi bırakırdın. Ama sakın bırakıyım deme maazallah sokakta köpek kalmaz hepsi açlıktan kırılıverir!” diye serzenişte bulundu. Server İlhan belki de çocukluğundan beri milyonlarca defa yaşanan bu ana tanık olmak için yatağından doğrulup, camın önüne geldi, perdeyi hafifçe araladı ki Halit Bey onu görmesin. Fakat herkes tarafından bilinen bir başka şey ise ya da sadece birilerini dikizleyenlerin bildiği gibi birisine gizlice bakıyorsanız sizin onu görmeniz onun da sizi görebileceği anlamına gelmektedir. Halit Bey’in kendi penceresine dikkatlice baktığını fark ettiğinde Server İlhan yüzüne yakalanmanın verdiği çocukça bir muzırlık takınarak ortaya çıktı ve ‘’Günaydın’’ deyiverdi. Halit Bey onu sanki eski günlerinde seyircisini selamlarmış gibi sağ ayağını sol ayağının bir adım arkasına attı ve hafifçe eğilerek selamladı. Hani öyle insan laf olsun diye belki de küçük bir övgü, onay beklercesine boş laf eder ya Halit Bey de “Acıkmışlar keratalar görüyor musun silip süpürdüler.” dedi. Server İlhan bu sözler karşısında sanki büyülenmiş gibiydi sanki az önce varoluşunun anlamını veya evrenin neden yaratıldığı ile ilgili soruların cevabı olmasa da kendi galaktik problemini çözecek cevabı duymuştu. “Çok teşekkürler Halit Bey, gerçekten çok teşekkürler, çok iyisiniz.” dedi. Halit Bey ise şaşkın bir şekilde “Ee yok önemli değil canım, hanım çorba yapmıştı da işte ben de…” diye konuşurken, Server İlhan’ın çoktan pencerenin önünden kaybolduğunu gördü. Adil Hanım ise konuşmaları duymuş cama çıkarak “Kiminle konuşuyorsun sen!” diye ünledi. Halit Bey alt komşumuz diyecekti ki karısı zaten cevabı biliyor ve cevap ile ilgilenmiyordu. “İyi o çocuğu da kendine benzet, onu da alkolik yap da apartmanca sabahlara kadar içip, şarkılar söylersiniz artık! Zaten bunlar oyları sayarken kim bilir neler içiyor ahh ahh!” diye söylenerek pencereyi sert bir şekilde kapattı. Halit Bey “Bugün de herkes bir acayip yahu” diye kendi kendine mırıldandı.

Server İlhan yorucu ve keyifli bir mesai saatinin ardından evine geldi. Mesajı unutmuş olmasa da Halit Bey’in yardımıyla bulmuş olduğu çözümün daha ne kadar süre işe yarayabileceğinden emin değildi. Yine de aklına daha iyi bir çözüm yolu gelmiyordu. Sabah evden çıkmadan mesajı silmiş ve görmezden gelmişti. Bu belki gelmiş geçmiş en iyi plan değildi ama en azından gece yatağa daha rahat gitmesini sağladı. Ne olursa olsun yarın yeni bir gündü. Sabah uyandığında bu meseleyi çoktan unutmuş her cuma yaptığı gibi güne güzel bir rafadan yumurta ile başlayacaktı. Sabah kalkıp tuvalete gitti. Elini yüzünü yıkadı, aynada kendine kısa bir süre bakmaya dayanabildi. Mutfağa yöneldi, lavabonun altındaki dolaptan bir cezve çıkardı. Cezveye su doldurduktan sonra ocağın altını ateşe verip cezveyi de üzerine kaynamaya bıraktı. Kahvaltı faslını hallettikten sonra oturup bir çay daha içmek için vakti olmasına rağmen işe gitmek üzere hazırlanmaya koyuldu. Her zaman işe erken giderdi fakat bunu işe bağlılığının yanı sıra sabahları erken uyanan insanların daha mutlu olduğu söyleyen bir araştırma sebebiyle yapıyordu. Roehapton Üniversitesi’nde 1100 kadın ve erkek üzerinde yapılan araştırmaya göre erken uyananların %13’ünün geriye kalan deneklere göre daha mutlu ve sağlıklı olduklarını okuduğundan beri sabahları erken uyanmak onun için sayılarla güvence altına alınmış bir amaç olmuştu. Keşke ‘’geriye kalan deneklere göre daha mutlu ve sağlıklı’’ kelimesini okuduğunda geriye kalanların yaşayıp yaşamadığını kısa bir süreliğine de olsa düşünseydi ya da böyle bir araştırmanın neden yapıldığını, kimin neden böyle bir araştırma yapmak isteyeceğini, bunun bilime nasıl bir katkısı olabileceğini biraz olsun düşünebilirdi. Eğer bir maden ocağında çalışmıyorsanız evet sabah kalkmak sizin için sağlıklı olabilir. Ne mutlu ki Server İlhan bir maden ocağında çalışmıyordu, ona kalsa insanların nerede ve nasıl çalıştıkları değil, sayılar önemliydi. İnsanları kaçıncı katta oturduğu, ne kadar maaş aldığı, kaçıncı departmanda çalıştığından ibaret görürdü. Fazlası ya kârdır ya zarar. Bu yüzden de sayılar ona mutlu olması gerektiğini söylediğinde hemen inanırdı, tüm suçu onda da görmemek gerek daha küçük bir çocukken ona oynaması için hesap makinesi veren amcasının hiç mi suçu yoktu? Elbette o da diğer çocuklar gibi 7387381 yani leblebi yazarak küçük mutluluklar elde edebilirdi ama o bunu yapmadı.

İşe gitmek üzere hazırlığını tamamladıktan sonra perdenin önüne geldi, gizlenerek dışarıya kaçamak bakışlar atıyordu ki birden apartmana doğru ilerlemekte olan amcasını görünce hemencecik içeriye kaçtı. Ne yapacağını bilemez halde kapıya doğru koşup kapı deliğinden apartman boşluğunu gözetlemeye koyuldu, karanlık olan hol şimdi apartmanın sarı ışığı ile aydınlanmış ve kalbinin atış sesinden zar zor amcasının olduğunu bildiği ayak seslerine kulak kesilmişti. Amcası tam kapının önüne gelmiş, elini zile götürüyordu ki birden telefonu çaldı. Server İlhan bir an kurtulduğu yanılsamasına kapılmıştı ki amcası telefonu kapatıp zile bastı. Server İlhan’ın aklına pek de parlak sayılmayacak bir fikir geldi. Nasıl ki mesajı görmezden gelip sildiyse yine aynı şeyi yapacak zili de duymazlıktan gelecekti. Zavallı amcası kapıyı bir süre daha çaldıktan sonra kapının önünden ayrıldı. Aslına bakarsanız kendisi oldukça meşgul bir adamdı. Bu durum Server İlhan’ı daha da endişelenmesine sebep olmuş, eğer buraya kadar geldiyse muhakkak önemli bir durum vardır, diye düşünmeye itmişti. Server İlhan’ın amcasından biraz bahsetmek gerekirse eğer kendisinin oldukça zengin ve kurnaz olduğu ilk söylemem gereken şeyler arasında olacaktır. Hep kurnaz biri miydi bilmiyorum ama hep zengin değildi, gençliğinde bir tamirhanede çalışırken nasıl olduğunu kimsenin bilmediği bir servet elde etmiş tabi bu bazı dedikodulara konu olmuştu. Bu kulaktan kulağa gezen belki yalan belki gerçek hikâye şöyleydi: Yaşadığı yerde çok zengin ve kimsesiz bir kadın ile aşk mı dostluk mu bilmediğimiz bir maceranın sonucunda toplumda farklı bir sınıfa dahil olan amcası, her yerde olduğu gibi o geldiği yere geride kalanlar da gittiği yere sövmeye devam etmişlerdi. Server İlhan bu konular açıldığında hiç umursamaz, iyi ya da kötü ne derseler desinler hiç oralı olmazdı. Onu şu an asıl meraklandıran şey, amcasının tüm işinin gücünün arasında onu ziyarete gelmiş olmasıydı keza zenginlerle ilgili bildiğine emin olduğu bir şey varsa onların zamana sahip olmadıkları, zaman karşılığında para elde ettikleriydi. Server İlhan amcasının gittiğine emin olduğu bir anda evden dışarıya fırladı apartmanı şöyle bir kolaçan ettikten sonra işe geç kalmamak için merdivenleri ikişer üçer iniyordu ki bu koşuşturmacanın hayatlarına biraz olsun heyecan katacağına inanan komşular camlara doluştu. Bu Server İlhan’ın neredeyse tüm hayatını geçirdiği mahalleden ilk defa bu şekilde ayrılışıydı. Tüm aparman, hatta mahalle hayretle koşarak uzaklaşan Server İlhan’ın Mecburiyet Sokağı’ndan şimşek gibi çıkışını izledi, mahallenin köpeği bile ağzındaki kemiği düşürecek kadar şaşkın görünüyordu.

Koşuşturmadan bitap düşmüş ve nefes nefese halde kalan Server İlhan iş yerinin sokağına ulaştığında iş yerinin kapısının önünde abisinin beklediğini gördü, bu sefer ne yapacağını biliyordu şimdi konuşmama sırası gelmişti. Konuşmamak derken abisi ile arasında bir sorun olduğu filan yoktu, nasıl ki mesajı görmemezlikten gelmiş, kapıyı duymazlıktan gelmiş ise şimdi de konuşmayacaktı. Üçüncü maymunun sahneye çıkma sırası gelmişti. Fakat bunun da çok zekice olmadığını fark etti çünkü o konuşmasa bile abisi onunla konuşabilirdi. Ve Server İlhan meslek hayatında ilk olacak kararını verdi. Müdürünü arayacak ve izin isteyecekti ama bunu nasıl yapacağını bilmiyordu. Resmi izinler haricinde bugüne kadar hiç izin yapmamış, 40 derece ateşi olduğu zaman bile işe gitmişti. Cebinden telefonunu çıkardı, uçak modu ayarını bozduğunda telefonuna düzinelerce cevapsız arama bildirim geldi, birileri onu aramadan evvel iş yerinin numarasını ekrana tuşladı. Telefon açıldığında birkaç dakika kadar bir kelam edemedi, ilk defa ne söyleyeceğinin provasını yapmadan birini arıyordu. Şu sözleri geveledi. “Ee şey ben izin almak için aramıştım şeyden dolayı biraz soğuk almışımda ondan dolayı.” Telefondaki ses tahammülsüz bir ses tonuyla “Tabi tabi öyledir, kiminle görüşüyorum.” “Server, ben” “Evet, elbette Server siniz soyadınız nedir beyefendi?” diyerek sabırsızlığını vurguladı. Aslında koca dairede adı sadece Server olan tek kişi vardı ama bürokrasi ne zaman işleri kolaylaştırır ki?

-İlhan efendim,

-Kodlar mısınız lütfen?

-İzmir, Lüleburgaz, Hakkâri, Adana, Niğde.

-Server Bey siz misiniz?

-Evet, efendim benim.

-Baştan söylesenize canım, az önce abiniz geldi, hayırlı olsun.
Server meraklı bir şekilde:

-Sağ olun ama neden öyle dediniz anlayamadım.

-Anlayamayacak ne var burada abinizin iş yerine geldiğini, “abiniz iş yerine geldi” demekten daha kolay nasıl anlatabilirim?

-Hayır efendim onu anladım neden hayırlı olsun dediniz

-Haberiniz yok mu? Ben siz izin isteyince biliyorsunuz sanmıştım.

-Hangi sebepten efendim?

-Siz hasta değil misiniz?

-Teessüf ederim ne hastası lütfen söyler misiniz?

-Siz konuşmanın başında hasta olduğunuzdan dolayı izin isteyeceğinizi söylemiştiniz, şimdi de sağlıklı olduğunuzu söylüyorsunuz.

-Müdür Bey lütfen sadece izin hakkımı kullanmak istiyorum.

-Tabi kullanacaksınız da ben tapuya gitmek için izin istediğinizi düşünmüştüm. Abiniz buraya geldiğinde onunla yaptığımız kısa sohbetimizde bana kendisi söyledi. Fakat sonra siz arayıp, önce hasta sonra da sağlıklı olduğunuzu söylediniz.

Server İlhan müdürün bu tavrına karşı içi öfkeyle doldu. Bu küçük öfke nöbeti ona çok aşırı gelmişti ama onu tanıyanlar buna aşırı demezdi. Çünkü daha önce değil birine bağırmak içten içe kızmamıştı bile şimdi ise bu ses tonundan dahi anlaşılıyordu. “İzin yazacak mısınız?” diye ünledi. Müdür sadece şu sözleri söyledi. “İzninizi çoktan aldınız. İyi günler.” Müdürün bu meraklı ve sinir bozucu tavrı karşısında öfkeden çılgına dönen Server İlhan kendisini müdüre ezdirmemenin verdiği hissi de sevmişti. Aslında müdürü ile pek fazla sohbetleri olduğu söylenemezdi sadece birkaç ay önce onu Maltepe’de açılan bir metro hattının mitingine çağırmış, tüm memurlar gitmezlerse başına geleceklerden haberdar bir şekilde belki hayatlarında bir daha hiçbir zaman gitmeyecekleri Maltepe’ye gitmişler. Server İlhan ise Maltepe’de oturmadığını bu meselenin onun için bir anlam ifade etmediğini söylemiş, müdür ise ona biraz izin kullanmasını, günlerinin çok biriktiğini hatırlatarak üstü kapalı tehdit etmişti. O günden beri iş yerinde diğer çalışanlar onun cesaretine gıpta ile bakmış ama korkularından bunu bile dile getirememişler, müdür ise henüz mitinge gitmemek suç sayılmadığından onu göz hapsi ile cezalandırmıştı. Server İlhan’ın zihninde tüm bu sinir bozucu konuşmanın dışında tek bir şey vardı o da müdür beyin tapu dairesi demek ile neyi kastettiğiydi. İşler iyice sarpa sarmış artık yolun sonuna gelmişti. Daha fazla kaçamayacağını kendisi de biliyordu. Abisine onu evine davet eden bir mesaj gönderdi ve evinin yolunu tuttu. Bu sefer farklı bir yol seçmişti.

 

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu