Çeviri

Soğuk Rasyonalizm Üzerine Bir Diyalog: Mark Fisher & Simon Reynolds

Reynolds: Sanırım ‘’rasyonalite’’ derken neyi kastettiğini anlamıyorum, bu duyguları ve bedeni içeriyor mu?

Fisher : Onları içermiyor: ama meselesi pasif (yani kendine zarar veren) duygularımızı eylem kapasitemizi arttırmak amacıyla akla (=eylemlerin nedenlerinin saptanması yoluyla) tabi kılmak.

Burada söz konusu olan beden elbette organizma değil. Ama tabi ki, yıkmak için tasarlandığı romantik dikotomiler üzerinde ısrar edersen Soğuk Rasyonalizmin[i] ne olduğunu asla anlamayacaksın. 

Reynolds : Argümanlarının genel tonuna bakarsak – memeli karşıtı, duygu konusunda hassas ve alıngan – en çok yoğunlaştığı, anahtar kelime, soğukluk.

Fisher: Duygu konusunda alıngan değilim. Sadece (ilk kendimde başlamak üzere) oto-destruktif ve zarar verici tutkuları ortadan kaldırma konusunda kararlıyım. Soğuk Rasyonalizm programı affektlerin bir erotiğidir – yani duygusal mühendislik ile alakalıdır, affektlerin hepsini ihraç etmek ile değil.

Reynolds: Ama düşünce, ne kadar soyutlaştırılmış ve süper-süblime edilmiş olursa olsun, hep bir duygu değil midir ?

Fisher: Hangi anlamda? Şüphesiz ki doğru olan tam tersi : duygular her zaman düşüncelerdir (psikanaliz en nihayetinde budur). Yapay zeka fikri de bu yüzden hataya düşüyor. Böyle bir zeka düşünmeye neden zahmet etsin ki? Duygusuz düşünce rüzgarsız bir tekne gibidir. Düşünmek için gereken enerji ve iradeye sahip olmak için bir bedenin olması lazım, bütün o maymunsu hatalarıyla beraber. Neden bir yapay zekanın bedeni olmasın ki? Neden dürtüler (Spinoza’nın conatus dediği şey) sadece biotik canlılarla sınırlı olmalı?

 Reynolds: Ancak, düşüncenin o soğuk kesinliğine ulaşmak için olan istenç [impulse] bile somatik kökleri olan duygusal bir istençtir.

Fisher: Şimdi buna yaklaşmanın iki yolu var; biri Nietzscheci perspektivizmden geçiyor (Spinoza, Kant ve Stoacılara – yani bütün umursamazcılara –  karşı Nietzsche’nin İyinin ve Kötünün Ötesinde ‘nin başında yaptığı argümandan) ötekisi ise; Evet, düşüncenin kesinliğine ulaşmaya olan istenç bir duygudur, ama pasif değil aktif bir duygu denilen Spinozist bir nörofelsefeden.

Reynolds: Örneğin müzik, en azından benim anladığım kadarıyla, anlam-sızlık [non-sense] ve anlam dışı/akıl dışı [unsane] gibi kelimelerle tanımlanabilecek, senin bahsettiklerinden ayrılan bir kategoriye ait.   

Fisher: Müzik elbette psikotiktir. Ama öteki taraftan, bütün Soğuk Rasyonalistler de öyle değiller mi?

Reynolds: Tam bir meseleleri yok [spesifik bir amaca hizmet etmiyorlar], ve asıl meseleleri de bu sanki, hayattaki bir sürü güzel şey bu tanıma sığıyor [en azından benim için], onların bu haline benim tepkim ise o ihtişamlı işlevsizliklerini olumlamak. Duyduğumuz [ii]şu kasvetli vitalizm ve romantizm bu olsa gerek. Neticede Deleuze & Guattari’de beğendiğim şey de bunlar[iii] zaten.

Fisher:  Ama burada yine rasyonalizmi ütiliteryen enstürmentalizmle karıştırmaya döndük. Affektlerini arttırmak için bir eylemde bulunmak fazlasıyla Soğuk Rasyonalist bir şey. İnsanlar gereksiz yere [for no reason] müzik açıyor değil ya ; kalkıp kendileri üzerinde nasıl bir etkisi olacağının hiçbir önemi yokmuş gibi aleatorik bir şekilde rastgele bir albüm seçmiyorlar. Bu ‘’irrasyonel’’ olurdu. Muhtemelen spesifik tiplerde stimülasyon bekledikleri için açıyorlar. Simon ve benim ayrıştığımız nokta, açıklanması mümkün olmayan bir X olduğu fikri. Ben, en azından teorik olarak, spesifik bir sesin vücüt üzerinde yarattığı etkilerin nörolojik ve müzikolojik olarak açıklanabileceğini düşünüyorum. Bu tür bir açıklamanın şu an yapılamıyor olması insan [işletim sisteminin] beceriksizliği ile alakalı, ortada gizemli ve açıklanması imkansız bir şey var demek değil. Ve sahi nedir bu gizeme duyulan ilgi ? En kötü anlamıyla din bu olsa gerek : otoriter mistikogluk[iv] [mystagoguery]. Öteki taraftan, siberpunk her zaman Spinozist din ile uyumlu oldu, çünkü ikiside stimülasyonun kantifiye edilebilir/ölçülebilir, analiz edilebilir ve replike edilebilir olduğunu savunuyor. -bilhassa- Tanrı bile rasyonel analize tabidir.

Reynolds: Bu arada, Mark’ın bu soğuk rasyonalist serüvenine başladığından beri müzikle ilgili nerdeyse hiç yazı yazmıyor olması da bana bu konuyla ilişkisiz gibi gelmiyor. Bu belki de müzik özünde Soğuk Rasyonalizm programının içinde olmayan şeyler için ayartıcı bir niteliğe sahip olduğundan dolayıdır. 

Fisher: Eğer böyle olduysa, bu [üzerine yazacağım şeyleri] daraltmaktan ziyade genişletmekle ilglili bir mesele değil mi? Ayrıca, hemen Mark Stewart ve Glamazoşizm hakkındaki yazılar akla geliyor müzikle alakalı yakın zamanda yazdığım iki uzun yazı olarak. Her halükârda, müziğin Soğuk Rasyonalizm programında olmayan şeylerle alakalı olması fikrini tamamen reddediyorum. Evet, çoğu müzik, aynı çoğu insan faaliyeti gibi, üzgün tutkuların (yeniden) üretimine adanmış bir sefaletten ibaret. Ama, Leibniz’in dediği gibi, müzik organize edilmiş bir sayımdır, açıklanamaz olanla bir karşılaşma değil. Ve sonik kültür, hepimizin sevip takdir ettiği üzere, pasifleşmiş insan bedenlerinin programını bozmaya bir araç olmuştur. Bu, gittikçe ses üretiminin demistifikasyonu ve de-müzikalizasyonu ile alakalı bir süreç. Soğuk Rasyonalizmin müziğe ‘’muhalif’’ olması bir tarafa, zalim diyebilir ki bütün bunlar 14 yaşında dinlediğim şeyleri meşrulaştırmak için felsefi bir teyit.


[i] Soğuk Rasyonalizm, Mark Fisher’ın son yıllarında Thomas Metzinger’in nörö-felsefesi, Ray Brassier’nin Prometheanizmi ve Spinoza’yı birleştirerek geliştirmeye çalıştığı bir felsefi pozisyondur.   

[ii] Reynolds burada Fisher’ın Hyperstition bloğunda yaptığı bir vitalizm eleştirisine gönderme yapıyor.

[iii] Reynolds’ın Deleuze & Guattari’den bahsetmesinin nedeni Fisher’ın son dönemlerinde kendini   ‘’Deleuzecülükten’’ uzaklaştırmak istemesidir.  Bkz. http://k-punk.org/fuzzy-deleuze/

[iv] Mistikogluk= Sözde mistik bir nesne üzerinden yapılan demagoji.  

Kaynak: https://www.k-punk.org/blissblog-and-cold-rationalism-the-discussion-continues/

Blissblog and cold rationalism: the discussion continues, Mark Fisher

Çevirmen: Ege Çoban

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
error: Content is protected !!