Çeviri

Taslak H, Paranoya (1895)- Sigmund Freud

Psikiyatride[1] sanrılı düşünceler salt entelektüel bozukluklar olarak takıntılı (obsessional, ç.n.) düşünceler ile bulunurlar ve paranoya bir entelektüel psikoz olarak takıntılı deliliğin yanındadır. Şayet bir kereliğine takıntılar duygulanımsal[2] rahatsızlığa dek geriye doğru izlenir ve güçlerini bir çatışmaya borçlu oldukları kanıtlanırsa aynı görüş sanrılar için de geçerli olabilir ve onlar da duygulanımsal rahatsızlıkların bir sonucu olur ve güçlerini bir psikolojik sürece borçlu olurlar. Bunun zıttı psikiyatristler tarafından kabul edilirken meslekten olmayanlar ise sanrılı deliliği parçalanmış zihinsel olaylara atfetme eğilimindedirler. “Belirli şeyler üzerine aklını kaybetmeyen bir adamın kaybedecek bir aklı olamaz.”[3]

Şimdi, paranoya olgusu, hakikaten de klasik biçimi içerisinde histeri, takıntılı nevroz ve varsanımlı bilinç bulanıklığı gibi savunmanın patolojik bir biçimidir.  İnsanlar, buna özgül psişik eğilimleri olmaları koşuluyla katlanamadıkları şeyler üzerine paranoyak olurlar.

Bu eğilim neyi içerir? Paranoyanın psişik karakteristiğini temsil eden şeye bir eğilimi (içerir); ve bunu bir örnek ile ele alacağız.

Artık pek de genç olmayan (yaklaşık 30 yaşındaki) evlenmemiş bir kadın, bir evi erkek kardeşi ve ablası ile paylaşıyordu. İşçi sınıfından hallice bir sınıftandı; erkek kardeşi kendi çalışmalarının neticesinde küçük çaplı bir üretici olmuştu. Bu arada bir odayı tanıdık, çokça seyahat eden, nispeten esrarengiz, oldukça akıllı ve zeki bir adam olan bir işçiye kiraya vermişlerdi. Onlarla en dostane ve hoşsohbet şekilde bir yıl boyunca yaşamıştı. Bunun ardından uzağa gitmiş fakat altı ay sonra geri dönmüştü. Bunun ardından nispeten kısa süreliğine kalmış, akabinde ise bir daha dönmemek üzere ortadan kaybolmuştu. Kız kardeşler sıklıkla onun yokluğunun yasını tutuyor ve onu yalnızca güzel sözler ile anıyorlardı. Bununla beraber, küçük kız kardeş büyüğüne onun (adamın) bir keresinde kendisinin başını belaya sokabilecek bir girişimde bulunduğunu anlatmıştı. Adam hâlâ yataktan kız kardeş odaları toparlamaktaydı. Adam kızı yatağa çağırmıştı ve kız kardeş şüphe götürmez bir şekilde rıza gösterdiğinde penisini eline koymuştu. Bu sahnenin bir ikincisi olmamıştı ve bundan kısa süre sonra yabancı ayrılmıştı.

Takip eden birkaç yıl boyunca bunu tecrübe eden kız kardeş hasta hissetmişti. Yakınmaya başlamış ve nihayetinde takip eden bir etki olarak açık bir şekilde gözlenme ve zulüm görme sanrıları geliştirmişti. Komşularının terk edildiği ve hâlâ adamın geri dönüşünü beklediği için kendisine acıdığını düşünüyordu: daima böylesi şeylerin ipuçlarını ona sergiliyor, kıza adam hakkında her türlü şeyi söylemeye devam ediyorlardı vesaire. Tüm bunlar, onun söylediğine göre, tabiî doğru değildi. O zamandan bu yana birkaç haftada bir böylesi bir duruma düşüyordu. Sonrasında iç görüsü geçici bir süreliğine geri dönüyor ve tüm bunları, nevrozdan mustarip olduğu aralıklar bile kolaylıkla cinsel oldukları şeklinde yorumlanabilecekken, heyecanlanmış olmanın bir sonucu olarak açıklıyordu. Ve kısa zaman içerisinde yeni bir paranoya nöbetine yakalanıyordu.

Abla kardeşinin, sohbet bir ayartılma sahnesine döner dönmez bunu reddedişini şaşkınlıkla fark etmişti. Breuer vakayı duymuş, hasta bana gönderilmişti ve ben de onun paranoyaya eğilimini sahnenin anısını yeniden inşa etmeye çalışarak iyileştirmeye çalıştım. Bunda başarısız oldum. Onunla iki kez konuştum ve “konsantrasyon” hipnozunda kiracıyla ilgili her şeyi bana söylemesini sağladım.[4] Böylesi “utanç verici” başka bir şeyin yaşanıp yaşanmadığı dair araştırmama cevaben olabildiğince kararlı bir ret ile karşılaştım ve onu bir daha görmedim. Bana bunun onu çok üzdüğünü söyleyen bir mesaj gönderdi. Savunma! Bu aşikârdı. Bunun kendisine hatırlatılmamasını dilemişti ve sonuç olarak bunu kasten bastırmıştı.[5]

Savunmanın ne olduğuna dair hiçbir şüphe olamaz; lâkin savunma pekâlâ histerik belirtiye ya da takıntılı bir fikre yol açabilirdi. Paranoyak savunmanın özelliği neydi?

Kendisini bir şeyden sakınmaktaydı; bastırılmış bir şeyden. Bunun ne olduğunu tahmin edebiliriz. Muhtemelen gerçekten de gördüğü şeyden ve onun hatırasından heyecanlanmıştı. Dolayısıyla kendisinden sakındığı şey bir “kötü kadın” kınamasıydı. Daha sonra aynı kınamayı dışarıdan duyar oldu. Dolayısıyla mevzubahis etkilenmeden kalmıştı; değişen şey tüm meselenin konumlandırılışında bir değişiklikti. Daha önceleri içsel bir kendini-kınama iken şimdi dışarıdan gelen bir itham olmuştu. Hakkındaki hüküm dışarıya aktarılmıştı: insanlar aksi takdirde onun kendisine söyleyeceği şeyi söylüyorlardı. Bununla bir şey kazanılmıştı. İçeride dillendirilen bir hükmü kabul etmek zorunda kalacaktı; dışarıdan geleni reddedebilirdi. Bu yolla hüküm, kınama, egosundan uzak tutulmaktaydı.

Dolayısıyla paranoyanın amacı onun içeriğini dış dünyaya yansıtarak egoyla uyumsuz bir düşünceyi savuşturmaktı.[6]

İki soru gündeme gelir: [1] Nasıl olur da böylesi bir aktarım (transposition, ç.n.) meydana gelir? [2] Bu diğer paranoya vakalarına uyarlanabilir mi?

(1) Aktarım çok basit bir şekilde gerçekleştirilir. Bu, normal yaşamda çok yaygın olarak kullanılan bir psişik mekanizmanın kötüye kullanılması[7] meselesidir: aktarım veya yansıtma. Ne zaman bir içsel değişiklik vuku bulsa içsel ya da dışsal bir sebebi varsayma hakkına sahip oluruz. Şayet bir şey bizi içsel köken alıştan caydırırsa doğal olarak dışsal olanı benimseriz. İkincisi, içsel durumlarımızın diğer insanlar karşısında (bir duygunun ifadesi ile) ihanete uğramasına alışkınızdır. Bu normal gözlenme sanrıları ve normal yansıtma için de geçerlidir. Zira bunlar biz içsel değişikliklerimizin bilincinde olduğumuz müddetçe normaldir. Şayet bunu unutursak ve mukayesenin yalnızca dışarıya yönelmiş kısmıyla kalırsak, insanların bize dair bildikleri ve bize yaptıklarının aşırı değerlendirilmesinden müteşekkil bir paranoyamız var demektir. İnsanlar bizim hakkımızda bizim hiçbir şey bilmediğimiz, itiraf edemediğimiz ne biliyorlar? Dolayısıyla bu, savunma maksadıyla yansıtma mekanizmasının kötüye kullanımıdır.

Aslında oldukça benzer bir şey takıntılı fikirlerde de söz konusudur. Yer değiştirme (substitution, ç.n.) mekanizması da normaldir. Yaşlı bir kız köpek baktığında ya da eski bir bekâr enfiye kutuları biriktirdiğinde ilki bir hayat arkadaşının ikincisi ise pek çok fetih ihtiyacının ikamesidir. Her bir koleksiyoncu gibi dağcı, sporcu ya da böylesi kimseler Don Juan Tenorio’nun ikamesidir. Bunlar erotik muadillerdir. Kadınlar da bunları bilir. Jinekolojik tedavi bu kategoriye girer. İki tür kadın hasta vardır: kocasına olduğu kadar doktoruna da sadık olan bir tür ve doktorunu sevgilileri kadar sık değiştiren diğeri. Normalde işler vaziyette olan bu yer değiştirme mekanizması takıntılı fikirlerde kötüye kullanılır – bir kez daha savunma maksadıyla.

(2) Ve şimdi, bu fikirler diğer paranoya vakalarına uygulanabilir mi? Hepsine, diye düşünmeliydim fakat birkaç örneğe başvuracağım.

Kavgacı (litigious, ç.n.) paranoyak yanlış bir şey yaptığı ya da kendi mülkünden ayrılması gerektiği düşüncesine katlanamaz. Dolayısıyla hükmün yasal olarak geçerli olmadığını, yanlışlığın kendisinde olmadığını vs. düşünür. Bu durum oldukça açık ve belki de pek belirsiz değildir; belki de daha basit bir şekilde çözülebilir. 

“Büyük millet” savaşta mağlup olabileceği düşüncesiyle yüzleşemez. Ergo[8] yenilmemiştir; zafer, sayılmamıştır. Bu kitlesel paranoyaya ve uydurulan ihanet sanrılarına bir örnek sunar.[9]

Alkolik hiçbir zaman kendisine içki sebebiyle güçsüzleştiğini itiraf etmez. Alkolün ne kadarına dayanırsa dayansın, bu bilgi parçasına dayanamaz. Dolayısıyla suçlanacak olan karısıdır – kıskançlık sanrıları vesaire.

Hastalık hastası, ciddi şekilde hasta hissediyor oluşunun anahtarını bulana dek uzun süre çaba gösterecektir. Kendisine bunların cinsel hayatından kaynaklandığını itiraf etmeyecektir; fakat şayet rahatsızlığı Moebius’un söylediği üzere içsel değil de dışsal sebeplerden kaynaklanıyorsa, bu ona büyük bir tatmin sunacaktır. Dolayısıyla zehirlenmiştir.

Terfi edilmeyen bir görevli kendisine karşı bir komployu ya da odasında gözetlenişini gereksinir zira aksi takdirde yıkımını itiraf etmek zorunda kalırdı.

Gelişen her şey bunun gibi zulüm görme sanrıları olmak zorunda değildir. Belki de megalomani huzursuzluk verici fikri egodan uzak tutmakta daha etkilidir. Örneğin, güzel görünüşünü kaybetmiş, kendisini sonsuza dek aşkın mutluluğundan dışlanmışlık fikrine alıştırmış bir aşçıyı ele alalım. Bu, onunla açıkça evlenmek isteyen ve ona bunu oldukça utangaç ama yine de şüphe götürmeyecek bir şekilde çaktıran karşı evdeki beyefendi için doğru andır.

 

Savuşturulmuş

 

 

Duygulanım

Düşüncenin İçeriği

Varsanım

Sonuç

Histeri

Konversiyon ile kurtulunmuştur (-)

Bilinçte mevcut değildir (-)

Tatmin edici bir kazanım ile dengesiz bir savunma

Takıntılı Düşünce

Muhafaza edilir (+)

Bilinçte mevcut değildir, ikamesi bulunmuştur (-)

Hiçbir kazanım olmadan kalıcı bir savunma

Varsanımsal Bilinç Bulanıklığı

Mevcut değildir (-)

Mevcut değildir

Ego’ya zararsızdır
Savunmaya zararsızdır

Kalıcı savunma
Mükemmel kazanım

Paranoya

Muhafaza edilir (+)

Muhafaza edilir, dışa yansıtılır (+)

Ego’ya zararlıdır
Savunmaya zararsızdır

Hiçbir kazanım olmadan kalıcı bir savunma

Histerik Psikoz

Hâkimdir (+)

Bilinç (+)

Ego’ya zararlıdır
Savunmaya zararlıdır

Savunmanın başarısızlığı


[Şekil 1]
Standard Edition’daki tablo esas alınarak Türkçeleştirilmiş ve yeniden çizilmiştir. 

Her örnekte sanrılı fikir egodan savuşturulan, katlanılamayacak şekilde rahatsızlık verici diğer fikir ile aynı enerji ile sürdürülür. Dolayısıyla sanrılarını kendileri gibi severler. Sır budur.

Şimdi, savunmanın bu biçimi bildiğimiz diğer biçimlerle, (1) histeri, (2) takıntılı fikir, (3) varsanımsal bilinç bulanıklığı, (4) paranoya, nasıl kıyaslanır?

(1) Histeri. Uyumsuz düşüncenin ego ile bağlanmasına müsaade edilmez. İçerik ayrı bir bölümde tutulur, bilinçlilikten yoksundur; duygulanımdan [somatik alana bir konversiyon ile kurtulunmuştur[10] – Psikonevroz yegâne [sonuçtur].[11]

(2) Takıntılı fikir. Bir kez daha uyumsuz düşüncenin bağlanmasına müsaade edilmez. Duygulanım muhafaza edilir; içerik bir ikame ile değiştirilir.

(3) Varsanımmsal bilinç bulanıklığı. Uyumsuz fikrin tümü – duygulanım ve içerik – egodan uzak tutulur; bu dış dünyadan kısmî kopuşun mümkün olan yegâne bedelidir. Egoyla uyumlu olan ve savunmayı destekleyen varsanımlara başvurulmalıdır.

(4) Paranoya (3)’e tam zıt bir şekilde uyumsuz düşüncenin içeriği ve duygulanımı muhafaza edilir; lâkin dış dünyaya yansıtılırlar. Hastalığın bazı biçimlerinden doğan varsanımlar egonun hasmı fakat savunmanın destekleyicisidir.

Histerik psikozlarda ise aksine bilhassa savuşturulan düşünceler egemenlik kazanırlar. Bunların tipi atak ve état secondaire’dır. Varsanımlar egonun hasmıdır.

Varsanımmsal fikir uzaklaştırılanın bir kopyası ya da onun zıttıdır (megalomani). Paranoya ve varsanımmsal bilinç bulanıklığı meydan okumanın ya da karşıtlığın iki psikozudur. Paranoyadaki “kendine göndermeler”, savuşturulan gerçeğin tam karşıtını ileri sürme niyetinde olduklarından bilinç bulanıklığı durumlarındaki varsanımların benzeridir. Dolayısıyla kendine referans daima yansıtmanın doğruluğunu kanıtlamaya çalışır.

 

Çeviride Standard Edition’ın I. Cilt’inin 1966 tarihli baskısı esas alınmıştır. Köşeli parantez içerisindeki dipnotlar S.E. editörlerine, sonlarında “ç.n.” ibaresi bulunan dipnotlar ise bana aittir. 

 

Çeviren: İbrahim Şahin Ateş

[1] [24 Ocak 1895 tarihli (yayınlanmamış) mektuba ek – Bu, Freud’un paranoya üzerine pek çok tartışmasının ilkidir. Bunların bir özeti Schreber analizine (Standard Ed. 12, 4-5.) düşülen Editör’ün Notu’nda verilmiştir. Mevcut taslaktan bir yıl sonra bu konuya Taslak K’deki (daha az ilgi çeken) bir tartışmada dönmüştür, bu tartışma daha sonra savunma nöro-psikozları üzerine ikinci makalenin 3. Kısım’ında genişletilmiştir, Standard Edition, 3, 174 vd. Yansıtma mekanizması tartışılıyor olsa da burada hastalığın eşcinsel bir temeli olacağına dair hiçbir ipucu bulunmamaktadır. Bu teori Freud tarafından Schreber analizinde yayınlanmıştır (1911c, Standard Ed., 12, 43). Fakat Schreber analizinde Freud bize “son birkaç yıldır” Jung ve Ferenczi ile bu sorun üzerine çalıştığını söyler (Standard Ed., 59). Ernest Jones (1955, 303 ve 281) bu meseleyi Ferenczi ile 11 Şubat 1908’de (alıntılar bu mektubun bir parçasıdır, Standard Edition, 488) ve Jung ile birkaç gün önce, 27 Ocak’ta gündeme getirdiğinden bahseder. Jones, bu son mektupta (Standard Edition, 281) Freud’un “bunu Fliess’ten öğrendiğini söylediğini” belirtir. Yayımlanan Fliess makalelerinde bunun bir izi bulunamadığından, bu, muhtemelen sözlü yollardan olmuştu. Lâkin öyle gözükür ki Freud bu iddiayı Jung ve Ferenczi’ye gönderilen bu iki mektubun yazılmasından yalnızca kısa bir süre evvel ciddiye almıştır. Freud’dan Jung’a gönderilmiş, paranoya teorisini oldukça detaylıca   ele alan ve henüz ortaya çıkan bir pusula (şimdiye dek yayınlanmamıştı), eşcinsel temeller için hiçbir ipucu barındırmaz. Bu pusula tarihsizdir fakat Jung’a gönderilen 1907’nin ilk yarısına ait diğer mektuplarla bağlantılı olarak bulunmuştur. Dolayısıyla yeni teori muhtemelen 1907’nin sonraki kısmındanmış gibi gözükür.]

[2] Krş. “Analizde İnşalar’a” (1937) düştüğüm 3 numaralı dipnot: Felsefe Sanat Psikanaliz – “Analizde İnşalar” (1937): https://www.felsefesanatpsikanaliz.com/analizde-insalar-1937-sigmund-freud/ (Erişim tarihi: 29.11.2020), ç.n.

[3] [Lessing, Emilia Galotti, IV. Perde, 7. Sahne. Aynı alıntı Freud’un “Sahnedeki Psikopatik Karakterler” (1942a [1905-6]), Standard Ed., 7, 309, başlıklı makalesinde görülür.]

[4] [Bu, tam hipnotik telkin ve serbest çağrışım arasında bulunan ve yakın zaman içerisinde Freud tarafından bırakılan bir aşamaydı.]

[5] [Freud tarafından bu dönemde sıklıkla kullanılan “kasten bastırma” ifadesi için “Ön Bildiri’deki” (1893a) bir dipnota bakınız, Standard Ed., 2, 10.]

[6] [Yansıtma fikrinin (ve kavramının) ortaya çıktığı ilk paragraf budur. Savunma nöro-psikozları üzerine ikinci makalede (1896b), Standard Ed., 3, 184, buradakinden çok daha az detaylı olarak, herkese açılmıştır.]

[7] [MS’de paragrafın sonunda “Misbrauch” şeklindedir. Yalnızca burada, Anf. yanlış olarak “Ausbruch” (“breaking out”) şeklinde okur.]

[8] Latincede “dolayısıyla”. İngilizce çeviride bu şekilde verilmiştir, ç.n.

[9] [1870’teki Fransa-Prusya Savaşı’nın sonucuna bir gönderme.] Benim Türkçede “büyük millet” ile karşıladığım ifadenin orijinali “grande nation’dur” ve Almanlar tarafından Napolyon Fransa’sından bahsetmek için kullanılmıştır, ç.n.

[10] [MS.’te fiil eksiktir. Anf., 124, pek de ikna edici olmayan bir şekilde “verschober’i” (“yeri değiştirilmiş”) sunar. Kurtulmak (İng. got rid of; Alm. “erledigt”) Freud’un tablodaki kendi özetinden alınmıştır. (Şekil 1)].

[11] [MS.’te “Psychoneurose die einzige.” Bu nispeten belirsiz kelimeler Anf., 124’te atlanmıştır.]

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu