Çeviri

Taslak K, Savunma Nevrozları: Bir Noel Peri Masalı (1896)- Sigmund Freud

Dört tip ve pek çok biçim vardır. [1] Ben yalnızca histeri, takıntılı nevroz ve paranoyanın bir biçimi arasında karşılaştırmaya gidebilirim. Bunların pek çok ortak noktası vardır. Bunlar, normal psişik duygudurumların, çatışmanın (histeri), kendini suçlamanın[2] (takıntılı nevroz), küçük düşmenin, cezalandırılmanın (paranoya) ve yasın (akut varsanımsal amentia), hastalandırıcı sonuçlarıdırlar. Mevzubahis duygudurumlardan bir şeylerin sürekliliğine değil ego’nun kalıcı hasarına yol açmaları ile farklılaşırlar. Bir nedenin iki önkoşulu daha sağlaması – cinsel türden olması ve cinsel olgunluktan önceki dönemde vuku bulması (cinsellik ve çocuksuluk önkoşulları) – şartıyla prototipleri ile aynı çökeltici nedenlere tabiîdirler. Belirli bir birey ile ilgili olan önkoşullar hakkında yeni bir bilgiye sahip değilim. Genel olarak söyleyebilirim ki kalıtım önkoşulun hastalandırıcı etkisini kolaylaştıran (facilitates, ç.n.) ve arttıran ileri safhadaki bir önkoşuldur; bu, normal ve şiddetli vakalar arasındaki derece farklarını yaratan esas şeydir. Kalıtımın bir savunma nevrozunun seçimini etkilediğine inanmıyorum.

Savunmaya yönelik normal bir eğilim vardır – psişik enerjiyi hoşnutsuzlukla sonuçlanacak şekilde yönlendirmeye isteksizlik. Psişik mekanizmanın en temel koşullarıyla (sabitlik yasası) bağlantılı olan bu eğilim, algılar karşısında, bunlar dikkati zorunlu kıldıklarından (bilinçli olmalarında [by their consciousness, ç.n.] görüldüğü üzere) işe koşulamazlar; bu eğilim yalnızca anılar ve düşüncelerde söz konusudur. Bir zamanlar bir hoşnutsuzluğun kendileriyle ilişkili olduğu ama herhangi bir güncel hoşnutsuzluğu elde edemeyecek olan düşünceler söz konusu olduğu yerde bu eğilim zararsızdır ve böylesi durumlarda psişik ilgi tarafından hükümsüz kılınır. Ne var ki bu eğilim, cinsel düşünceler durumunda olduğu gibi, anılar biçiminde[3] yeni bir hoşnutsuzluğu serbest bırakmaya muktedir düşüncelere yöneltilirse savunmaya yönelik eğilim zararlı hâle gelebilir. Bu noktada, tabiî, bir anının kendisine tekabül eden tecrübe tarafından üretilebilenden daha fazla boşalım kuvveti üretmeye muktedir olabileceği ihtimâli anlaşılır.[4] Bunun için yalnızca bir şey zarurîdir: Ergenlik, bu tecrübe ve onun hafızadaki tekrarı arasına yerleşmelidir – yeniden canlanışın etkisini büyük ölçüde arttıran bir olay. Böylesi bir tecrübenin etkisinin onun hastalığa sebep olabileceği seviyeye ulaşabilinceye dek kalıtsal eğilim tarafından arttırılmak zorunda olduğu doğruysa da psişik mekanizma böylesi bir istisnaya hazır değilmiş gibi gözükür ve bu sebeple savunma nevrozlarının muaf olmanın zarurî ön koşulu ergenlikten önce kayda değer bir cinsel iritasyonun vuku bulmamasıdır.

(Burada ikinci bir problem dallanır: Benzer koşullar altında nasıl olur da nevrozun yerine sapkınlık ya da basitçe ahlâksızlık ortaya çıkar?)[5]

Şayet erken cinsel uyarılma tarafından serbest bırakılan huzursuzluğun o olmadan, nihayetinde, bastırmanın açıklanamayacağı kökenini sorgulayacaksak psikolojik muammaların derinlerine dalacağız demektir. En makul açıklama utanç ve ahlâkın bastırıcı güçler oluşu olgusuna ve cinsel organların doğal olarak bulundukları yerdeki komşuluğun kaçınılmaz olarak cinsel tecrübeler ile iğrenmeyi ortaya çıkarmasına başvuracaktır.[6] Utancın olmadığı (erkeklerde olduğu gibi) ya da ortaya çıkacak bir ahlâkın bulunmadığı (toplumun düşük sınıflarında olduğu gibi) ya da iğrenmenin yaşam koşulları tarafından köreltildiği (taşralarda olduğu gibi) yerlerde bastırma da çocukluktaki cinsel uyarılmalardan kaynaklanan nevrozlar da yoktur. Yine de korkarım ki bu açıklama derinlemesine bir inceleme karşısında ayakta kalamayacaktır. Cinsel tecrübeler esnasında serbest kalan hoşnutsuzluğun katî hoşnutsuz etkenlerin tesadüfî karışımın bir sonucu olduğunu düşünmüyorum. Günlük tecrübe bize şayet libido yeterli bir seviyeye ulaşırsa iğrenmenin hissedilmeyeceği ve ahlâkın çiğnenebileceğini göstermiştir; ve inanıyorum ki utancın üretimi cinsel tecrübeye çok daha derinden bağlıdır. Bence cinsel yaşamdaki huzursuzluk akışının bağımsız bir kaynağı olmalıdır: öyle bir kaynak ki iğrenme duygularını uyandırabilsin, ahlâka güç verebilsin vesaire. Cinsel süreç içerisinde genellikle kendisine başka bir kullanım bulmasına rağmen cinsel yaşamdan türeyen bir niceliğin buna benzer bir şekilde psişik alanda bir huzursuzluk yaratışıyla ilgili olan yetişkinler için kaygı nevrozu modeline dayanıyorum. Cinsel sürece dair doğru bir teori olmadığı müddetçe bastırmada işlerlikte olan hoşnutsuzluğun kökenine ilişkin soru cevapsız kalır.

Bastırma nevrozlarında hastalık tarafından izlenen yol geneli itibariyle hep aynıdır: (1) Travmatik ve erken olan ve bastırılması gereken cinsel tecrübe (ya da tecrübeler dizisi). (2) Daha sonraki bir durumda onun bir anısını uyandıracak olan bastırma; aynı zamanda birincil belirtinin biçimlenişi. (3) Birincil belirtinin varlığı dışında sağlıklı olmaya eş olan başarılı bir bastırma evresi. (4) Bastırılan düşüncelerin geri döndüğü ve onlar ile ego arasındaki mücadele esnasında hastalığın ta kendisi olacak yeni belirtilerin biçimlendiği evre; yani bir uyum, bir bunalmışlık ya da bir kusur ile iyileşme evresi.[7]

Çeşitli nevrozlar arasındaki esas farklar bastırılan düşüncelerin geri dönüş biçimlerinde, diğerleri ise belirtilerin oluşum biçimlerinde ve hastalığın seyrinde görülür. Fakat bir nevrozun özgül karakteri bastırmanın tamamlanma biçiminde yatar.

Onu en iyi şekilde bildiğimden, takıntılı nevrozda olayların seyri benim için en açık olandır.

Takıntılı Nevroz

Burada birincil tecrübeye keyif eşlik eder. Tecrübe ister aktif (erkeklerde) ister pasif (kızlarda) olsun ne acıyı ne de bir çeşit iğrenmenin karışımını içerir ve kızların durumu söz konusu olduğunda bu tecrübe genel olarak nispeten geç bir yaştadır (yaklaşık 8). Bu tecrübe daha sonradan hatırlandığında bir hoşnutsuzluğun serbest kalışını doğurur ve bu noktada öncelikle ve özellikle bilinçli olan bir kendini suçlama ortaya çıkar. Görünüşte hakikaten de tüm psişik kompleks – anı ve kendini suçlama – başlangıçta bilinçli gibidir. Daha sonrasında her ikisi de yeni hiçbir şeyin katılımı olmadan bastırılır ve bilinçte onların yerine vicdanın bir nüansı, bir karşıt belirti oluşur.[8]

Bastırma hazzın anısının kendisinin yıllar sonra yeniden üretildiğinde hoşnutsuzluğu serbest bırakması sayesinde ortaya çıkar; bu bir cinsellik teorisi ile anlaşılabilir olmalıdır. Fakat meseleler farklı şekilde de cereyan edebilir. Benim tüm takıntılı nevroz vakalarımda, oldukça erken bir yaşta, hazzın tecrübesinden yıllar önce, saltık pasif bir tecrübe vardır ve bu güçlükle tesadüfî olabilir.[9] Öyle ise bu pasif tecrübe ile hazzın tecrübesinin birbirlerine yaklaşmalarının haz veren bir anıya hoşnutsuzluğu eklediğini ve bastırmayı mümkün kıldığını varsayabiliriz. Dolayısıyla pasif tecrübenin haz tecrübesinin tesadüfî vuku buluşunu önleyemeyecek kadar erken gerçekleşmesi takıntılı nevrozun zorunlu klinik ön koşulu olacaktır. Dolayısıyla formül şu şekildedir:

Hazsızlık/Hoşnutsuzluk Haz – Bastırma

Belirleyici etken iki tecrübe arasındaki kronolojik ilişkiler ve cinsel olgunluğun zamanıdır.

Bastırılanın geri dönüşü evresinde[10] kendini suçlamanın değişmeden ama nadiren dikkati kendi üzerinde toplayacak şekilde geri döndüğü anlaşılır; dolayısıyla bir müddet boyunca hiçbir içerik olmaksızın saf bir suçluluk duygusu olarak ortaya çıkar. Genellikle iki açıdan – zaman ve içerik – saptırılmış bir içerikle ilişkilendirilir: İlki açısından güncel ya da gelecek bir eylemi ilgilendirdiği ve ikincisi açısından gerçek olayı değil de benzeri bir kategoriden vekilini – ikamesini – gösterdiği (to signify, ç.n.) müddetçe. Buna bağlı olarak bir takıntılı fikir uzlaşının ürünüdür; duygulanım ve kategori açısından doğrudur fakat kronolojik yer değiştirme ve analoji ile ikame edilme açısından yanlıştır.

Kendini suçlamanın duygulanımı sonrasında bilince bu durumda olduğundan daha kolayca girebileceği şekilde çeşitli psişik süreçlerce diğer duygulanımlara dönüştürülebilir. Örneğin kaygıya (kendini suçlamanın muhatabı olan eylemin sonuçlarından korku olarak), hastalık hastalığına (eylemin bedensel sonuçlarından korku olarak), zulüm görme sanrılarına (eylemin sosyal etkilerinden korku olarak), utanca (eylemin diğer insanlarca bilinmesinden korku olarak) ve benzeri.

Bilinçli ego takıntıyı kendisine yabancı bir şey olarak değerlendirir: öyle gözükür ki çok daha önceden oluşmuş vicdanlılık karşıt fikrinin yardımıyla inancı ondan geri tutar. Fakat bu evrede ego’nun takıntı tarafından bunaltıldığı zamanlar olabilir – örneğin şayet ego dönemsel bir melankoliden mustaripse. Bunun dışında, hastalık evresi ego’nun takıntı karşısındaki savunma mücadelesince işgal edilmiştir ve bu durumun kendisi yeni belirtileri – ikincil savunmayı – üretebilir. Diğerleri gibi takıntılı fikre de mantık tarafından taarruz edilir fakat fikrin zorlantılı gücü sarsılmazdır. İkincil belirtiler vicdanlılığın bir yoğunlaştırılması ve şeyleri inceleme ve istifleme zorlantısıdır. Şayet takıntı karşısında diğer zorlantılar motor itkilere dönüştürülürse diğer ikincil belirtiler ortaya çıkar – örneğin, kuruntular, içmek (alkol bağımlılığı), koruyucu törenler ve folie du doute.

Bu noktada üç türden belirtinin yapısına ulaşırız.

(a) Birincil savunma belirtileri – vicdanlılık

(b) Hastalığın uzlaşı belirtileri – takıntılı fikirler ya da takıntılı duygudurumlar

(c) İkincil savunma belirtileri – takıntılı kuruntular, takıntılı istifçilik, alkol bağımlılığı, takıntılı törenler

Anının içeriğinin değiştirme (substitution, ç.n.) ile değil ama kendini suçlama duygulanımının bir dönüşüm ile bilinç tarafından kabul edilebilir olduğu olgular bir kimseye çıkarımlar zincirinde bir yer değiştirmenin (displacement, ç.n.) vuku bulduğu izlenimini verir: Kendimi bir olay için suçlarım – insanların onu bilmesinden korkarım – dolayısıyla diğer insanların önünde utanmış hissederim. Zincirin ilk bağlantısı bastırılır bastırılmaz takıntı ikinci ya da üçüncü bağlantıya zıplar ve esasında takıntılı nevrozun parçası olacak iki türden gözetlenme sanrısına sebep olur. Savunma mücadelesi kuşku deliliğine ya da yaşamın gelişiminde sayısız ikincil savunma belirtisinden müteşekkil bir eksantriğe son verir – tabiî şayet böylesi bir şey mümkünse.

Bastırılmış düşüncelerin herhangi bir güncel psişik gücün yardımı olmadan kendi başlarına geri dönüp dönmedikleri ya da her yeni geri dönüş dalgasında böylesi bir yardıma ihtiyaç duyup duymadıkları cevaplanmamış bir soru olarak kalır. Benim tecrübelerim ikinci alternatifi işaret eder. Öyle gözükür ki güncel tatminsiz libido hâlleri bastırılmış kendini suçlamanın uyandırılışı için kendi hoşnutsuzluklarının gücünü kullanan şeylerdir. Bir kere bu uyarılma vuku bulduktan ve belirtiler bastırılmışın ego üzerindeki etkisinin gücüyle ortaya çıktıktan sonra hiç şüphe yoktur ki bastırılmış düşünsel malzeme kendi namına işlemeye devam eder[11]; fakat niceliksel gücündeki salınımlar daima o anda mevcut olan libidinal gerilimin kotasına bağlıdır. Tatmin olmuşluk sayesinde hoşnutsuzluğa dönüşmeye vakti olmayan cinsel gerilim zararsız olarak kalır. Takıntılı nevrotikler şu anda birincil kendini suçlamayı yeniden tanıyamasalar da gün içerisinde kendilerinde oluşan cinsel gerilimin kendini suçlamaya ya da bundan kaynaklanan belirtilere dönüşme riskine tâbî kimselerdir.

Takıntılı nevroz şayet ortaya çıkan tüm değiştirmeleri ve duygulanımsal dönüşümleri, birincil kendini suçlama ve ona ait olan tecrübe yalın bir biçimde ortaya konulup yeniden yargılanmak üzere ego’nun karşısına getirilene dek iptal edersek iyileştirilebilir.

Bunu yaparken geçici olarak takıntılı fikirler haline gelen, inanılmaz sayıdaki, arada bulunan veya uzlaşımsal olan fikir üzerinde çalışmalıyız. Ego için psişik enerjinin bastırılmış malzemesini bağlantılı olduğu bilinçli fikre yöneltmesinin imkânsız olduğunun en canlı kanıtını elde ederiz. Bastırılmış düşünceler – inandığımız kadarıyla – ussal düşünce dizilerinde mevcuttur ve hiçbir engellenme söz konusu olmadan bunlara dahil olurlar ve onların anıları da en basit imalar ile uyandırılır. Ahlâkın bastırıcı bir güç olarak öne sürüldüğü şüphesinin yalnızca bir bahane olduğu terapötik çalışma esnasında tecrübe edilen, direncin olası her türlü savunma güdüsünü yararına kullanması deneyimi ile doğrulanmıştır.

Paranoya 

Birincil[12] tecrübede haz ve hazsızlığın klinik belirleyicileri ve kronolojik ilişkileri benim için bilinmezliğini korumaktadır. Ayrımına vardığım şey ise bastırmanın, birincil belirtinin ve hastalık evresinin bastırılan fikirlerin geri dönüşü ile belirlendiğidir.

Birincil tecrübe takıntılı nevrozdakine benzer gözükür; bastırma onun anısı hazsızlığı serbest bıraktığında vuku bulur – bunun nasıl olduğu belirsizdir. Ne var ki bir kendini suçlama ne oluşmuş ne de sonradan bastırılmıştır; lâkin ortaya çıkan hazsızlık hastanın ahbabına (fellow-man, ç.n.) yansıtmanın psişik formülüne binaen sevk edilir. Ortaya çıkan birincil semptom güvensizliktir (diğer insanlara duyarlılık[13]). Bunda inanç kendini suçlamadan alıkonulmuştur.

Yalnızca duygulanımın mı yoksa tecrübenin içeriğinin de mi yansıtma ile bastırıldığına bağlı olarak bununla birlikte farklı biçimlerin varlığından da şüphelenebiliriz. Dolayısıyla, bir kez daha, geri dönen yalnızca üzücü duygulanım olabileceği gibi anı da olabilir. İkinci durumda, ki benim yakinen aşina olduğum durum da budur, tecrübenin içeriği hastada görsel ya da duyusal varsanım olarak tezahür eden düşünce ile geri döner. Öyle gözüküyor ki bastırılan duygulanım değişmez bir biçimde seslerin varsanımlarıyla geri döner.

Anının geriye dönen parçaları benzeri güncel imajlara dönüştürülerek saptırılır – yani, basitçe, bir ikamenin oluşumuyla değil kronolojik yer değiştirmeyle (replacement, ç.n.) saptırılırlar.[14] Sesler de bir uzlaşı belirtisi olarak kendini kınamayı geri getirebilirler ve bunu öncelikle onların üslubunu ses perdelerinde belirsiz bir saptırma ile gerçekleştirir ve onları bir tehdide dönüştürürler; ikinci olarak birincil tecrübeyle değil birincil belirti olan güvensizlikle ilgilidirler.

İnanç birincil kendini suçlamadan geri çekildiğinden, uzlaşı belirtilerinin dizginsiz emirlerine amadedir. Ego onları bir yabancı olarak değerlendirmez lâkin onlar (asimilatif sanrılar[15] olarak tarif edilebilirler) tarafından onları açıklama girişimlerinde bulunmak üzere tahrik edilir.

Bu noktada, bastırılanın saptırılmış geri dönüşü ile savunma bir kez daha başarısız olur ve asimilatif sanrılar bir belirti olarak değil ego’nun değişiminin başlangıcı, bunalmış olmanın bir ifadesi olarak yorumlanmalıdırlar.[16] Süreç, ego tamamen yeniden şekillenene dek süren birincil kendini suçlamadan[17] alıkonulan inanca bağlayan melankolide (ego’nun küçüklüğünün bir hissi olarak) ya da – daha sık ve daha ciddi olan – koruyucu sanrılarda (megalomani) nihayete erer.

Paranoyanın belirleyici etkeni kendini suçlamaya inancın reddini içeren yansıtma mekanizmasıdır. Dolayısıyla nevrozun yaygın karakteristik özellikleri şu şekildedir: Diğer insanların bizi etkilemesinin araçları olarak seslerin ve diğer insanların zihinsel yaşamının kanıtlarını bize sunan şeyler olarak jestlerin ve onlarda konuşmaların tonunun ve imaların önemi – zira düşüncenin içeriğinden bastırılan anıya doğrudan göndermeler bilinç tarafından kabul edilebilir değildir.

Paranoyada bastırma karmaşık bir düşünce işleminden sonra ortaya çıkar (inancın alıkoyulması). Bu belki de öncelikle takıntılı nevroz ve histeriden daha geç bir yaşta şekillendiğinin göstergesi olabilir. Şüphesiz bastırmanın ön koşulları aynıdır. Yansıtma mekanizmasının bireysel bir eğilim meselesi mi yoksa özgül zamansal ve tesadüfî etkenlerin bir sonucu mu olduğu sorusu tamamen cevaplanmamış olarak kalır.

Dört tür belirti vardır:

(a) Savunmanın birincil belirtileri

(b) Geri dönüşün uzlaşı[18] belirtileri

(c) İkincil savunma belirtileri

(d) Ego’nun bunalmışlığının belirtileri

Histeri

Histeri zorunlu olarak hazsızlığın – yani pasifliğin – bir birincil tecrübesini ön varsayar. Kadınların doğal cinsel edilgenliği pasifliği onları histeriye daha yatkın kılar. Nerede erkeklerde histeri bulsam, anamnezlerinde bolca cinsel pasivitenin mevcut olduğunu kanıtlayabildim. Histerinin ileri bir koşulu birincil hazsızlık tecrübesinin hazsızlığın salınımın hâlâ oldukça hafif olduğu ve tabiî haz verici olayların hâlâ bağımsız olarak bunu takip edebildiği kadar erken bir zamanda gerçekleşmemesi gerekir. Aksi takdirde takip edecek şey yalnızca takıntıların oluşumudur. Bu sebeple erkeklerde sıklıkla iki nevrozun bileşimini ya da ilksel bir histerinin sonradan gelen bir takıntılı nevroz ile değişimini buluruz. Histeri, paranoyanın yol açtığı şey olan ego’nun bunalımı ile başlar. Hazsızlığın birincil tecrübesindeki gerilimin artışı öyle büyüktür ki ego buna direnemez ve psişik bir belirti oluşturmak yerine bir boşalımın tezahürüne – genellikle uyarılmanın aşırı bir ifadesine – izin vermek zorunda kalır. Histerinin bu ilk aşaması “korku histerisi” olarak tarif edilebilir; birincil belirtisi korkunun psişede bir boşluğun eşlik ettiği tezahürüdür. Ego’nun bu birinci histerik bunalımının ne kadar geç bir yaşta ortaya çıkabileceği bilinmezliğini korumaktadır.

Bastırma ve belirtilerin oluşumu ancak sonradan, anı ile bağlantılı olarak vuku bulur ve bundan sonra savunma ve bunalım (yani belirtilerin oluşumu ve atakların patlak verişi) histeride herhangi bir derecede birleşebilir.

Bastırma aşırı güçlü bir karşıt fikrin inşası ile değil daha sonrasında düşünce akışında bastırılan anıyı temsil edecek olan bir sınır fikrin yoğunlaştırılmasıyla ortaya çıkar. Bu fikir sınır fikir olarak isimlendirilebilir zira bir yandan ego’ya aittir ve diğer yandan travmatik anının saptırılmamış kısmını oluşturur. Dolayısıyla, bir kez daha, uzlaşının bir sonucudur; ne var ki bu, içerik hususundaki bir kategori değişimi ile değil dikkatin temporal eş zamanlılık ile ilişkilenmiş bir dizi fikirdeki yer değişimi ile temsil edilir. Şayet travmatik olay kendisine bir motor tezahürde bir çıkış bulursa bu sınır fikir hâline gelecektir ve bastırılmış malzemenin ilk sembolü olacaktır. Burada, dolayısıyla, herhangi bir fikrin birincil atağın her tekrarında alıkonulduğunu varsaymaya hacet yoktur; bu, evvelâ, psişedeki bir boşluğun meselesidir.

 

Çeviride Standard Edition’ın I. Cilt’inin 1966 tarihli baskısı esas alınmıştır. Metindeki tablolar Freud’un mektuplarındaki çizimlerin S.E. editörleri tarafından dijitalleştirilmiş hâlleridir. Köşeli parantez içerisindeki dipnotlar S.E. editörlerine, sonlarında “ç.n.” ibaresi bulunan dipnotlar ise bana aittir. 

 

Çeviren: İbrahim Şahin Ateş

 

[1] [Bu taslak 1 Ocak 1896 tarihli 39 numaralı mektuba ilişiktir. Şüphesiz, alt başlığından da anlaşılabileceği üzere, bu tarihten önceki günlerde yazılmıştır. Bu taslağın kimi kısımları Freud tarafından bu mektuptan yaklaşık bir ay sonra (5 Şubat) yayıncılara gönderilen savunma nöro-psikozları üzerine ikinci makalenin (1896b) öncüsüdür. – Freud bu tarihlerde nevrozların değişen ve uzun yıllar boyunca çözülmemiş olacak olan etiyolojilerine ilişkin – “nevroz seçimi” olarak isimlendireceği – problemi ele almaya başlamıştı. Bu taslak 46 ve 52 numaralı mektuplar ile beraber aynı dönemde yazılan 1896a, 1896b ve 1896c ile birlikte, başlıca bu konuyu ele alır. Freud’un takip eden girişimlerinin detaylı bir açıklaması “Takıntılı Nevroza Yatkınlık” (1913i) başlıklı makaledeki Editör Notu’nda sunulmuştur. Nihaî açıklamanın libidonun gelişimsel aşamalarının ve fiksasyon ve regresyon kavramlarının incelenmesini beklemesi gerekmişti. Bu sonraki düşünceler Giriş Konferansları’nın (1916-17) XXI ve XXII. Konferansları’nda açık hâle getirilmiştir.]

[2] [Esasında basitçe “Vorwurf”. Burada ve Freud’un yayınlanmış diğer metinlerinde Freud’un alışılmış kullanımıdır. Yalnızca oldukça nadiren ve gözüken o ki anlamda herhangi bir değişiklik olmadan “Selbstvorwurf” şeklinde yazdığı da olur.]

[3] [El yazmalarında “Erimer[un]gen”. Anf.’de buna karşılık olarak “Energie” (“energy”) vardır.]

[4] [Proje’nin II. Bölüm’ünün 4. Kısım’ının sonundaki benzeri bir paragrafa düşülen Editör’ün dipnotundaki yoruma bakınız.]

[5] [Bu sapkınlık ve nevrozlar arasındaki ilişkiden ilk bahsediliş gibi gözükür.]

[6] [Krş. İlgili referansların verildiği “Dora” vaka hikâyesi (1905e), Standard Ed., 7, 31-2.]

[7] [Bu, nevrozun gelişiminin standart formülü denebilecek bir şeyin ilk görünümüdür. Daha az şematik bir biçimde savunma nöro-psikozları üzerine ikinci makalede tekrar edilmiştir (1896b), Standard Ed., 3, 169-70. Fakat yine bu formül, Freud’un nevrozlar üzerine tüm tartışmalarında, hatta epeyce geç olanlarda bile, ima edilir. Örneğin “Nevroz ve Psikozda Gerçeğin Yitirilmesi’nde” (1924e) 4. aşamanın, bastırılanın geri dönüşünün, tam manası ile hastalığın kurucusu olduğu olgusu üzerinde durulur, Standard Ed., 19, 183; “bunaltılmış” bir ego ihtimâlinden savunma nöro-psikozları üzerine ilk makalede (Standard Ed., 3, 55) ve Histeri Üzerine Çalışmalar’da (1895d; Standard Ed., 2, 263-4’te bahsedilir ve sıklıkla daha sonraları da ele alınmıştır – örneğin Ego ve İd’de (1923b), Standard Ed., 19, 57 ve Musa ve Tektanrıcılık (1939a), Standard Ed., 23, 78; bunların yanında ego’da muhtemel bir kusur (ya da değişim) bilhassa “Analysis Terminable and Interminable’da” (1937c) vurgulanır, Standard Ed., 23, 234 ve sonrası. Ayrıca belirtilerin uzlaşım karakteri bu Taslak’ta (aşağıda) açıkça belirtildiği gibi son metinlere dek kendisinde ısrar edilmiştir. Örneğin bkz. Musa ve Tektanrıcılık (1939a), Standard Ed., 23, 76.]

[8] Krş. “Haz İlkesinin Ötesinde’nin” (1920) IV. Bölüm’ü, Metapsikoloji içinde (İstanbul: Payel, 2013), 285, ç.n.

[9] [Bu Freud’un savunma nöro-psikozları üzerine ikinci makalesinde, bu hususta başka göndermelerin de verildiği Editör’ün dipnotunda vurgulanmıştır (Standard Ed., 3, 168). Bu tarihlerde Freud’un sürdürdüğü histeri için pasif, takıntılı nevroz için ise aktif bir etiyoloji ayrımı onun tarafından kısa zaman sonra bırakılmıştır.]

[10] [İfadenin ilk gerçek belirişidir; basılı olarak ise ilk kez savunma nöro-psikozları üzerine ikinci makalede görülür (1896b) Standard Ed., 3, 170.]

[11] [El yazmalarında “Vorstellungsmasse”. Auf.’da “Vorstellungs” kısmı atlanmıştır, 162.]

[12] [Krş. “H Taslağı”.] Sigmund Freud, “Taslak H, Paranoya” (1896) – Felsefe Sanat Psikanaliz: https://www.felsefesanatpsikanaliz.com/taslak-h-paranoya-1895-sigmund-freud/ , ç.n.

[13] İngilizcesi “sensitiveness” olan bu kelimeyi “duyarlılık” olarak karşılarken aklımdaki şey Freud’un muhtelif yerlerde “her birimizin bir başkasının bilinçdışının emarelerini okumaya yönelik yatkınlığımızdan” bahsedişi idi. Dolayısıyla “duyarlılıktan” bahsederken bir çeşit “aşırı dikkati” ima etmeye çalıştım. Freud’un ima ettiğim açıklamaları “Yas ve Melankoli” (Metapsikoloji, 247) ve “Bilinçdışı” (Metapsikoloji, 167) makalelerinde bazı kısa açıklamalarda ve “Kıskançlıkta, Eşcinsellikte ve Paranoyada Bazı Nevrotik Düzenekler” başlıklı makalesinin tümünde görülebilir, ç.n.

[14] Krş. “Analizde İnşalar’ın” (1937) kapanış satırları. Sigmund Freud – “Analizde İnşalar” (1937): https://www.felsefesanatpsikanaliz.com/analizde-insalar-1937-sigmund-freud/ , ç.n.

[15] [Savunma nöro-psikozları üzerine ikinci makalede bunlardan “birleşimsel” ya da “yorumsal” sanrılar olarak bahsedilir, Standard Ed., 3, 185.]

[16] [Birinci dipnotla karşılaştırınız.]

[17] [El yazmalarında “Primärvorwurf”. Anf.’da ise “Primärvorgang” (“birincil süreç”) olarak karşılanır.]

[18] [El yazmalarında “Kompromisss[ymptome]”. Anf’de ise “Kompromisscharakter” (“uzlaşı karakteri”) olarak karşılanmıştır, 164.]

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
error: Content is protected !!