Blog

Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Dönüşümü- Belfin Erçıktı

Toplumsal cinsiyet, kadınlık ve erkeklik rollerinin toplumsal inşasını içeren bir kavramdır. Bu kavram bilişsel kalıpların, davranışların, tutum ve beklentilerin toplamından oluşur. Günümüzde de cinsiyet rejiminin en önemli sorunu cinsiyet rollerine dair yaygın ve köklü inançlardır. Toplum, bu inançları bebeklik yıllarından itibaren inşa etmeye başlar ve bunlar üzerindeki denetimini yaşam boyunca devam ettirir. Bu kalıplaşmış yargılar toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığa yol açtığı gibi hayatın her alanında cinsiyet eşitsizliğinin görülmesine neden olmaktadır. Bu eşitsizliği besleyen bakış açısının temel belirleyicileri arasında; kişinin cinsiyeti, eğitim düzeyi, yaşadığı bölge ve çalışma durumu gibi faktörler bulunur. Ailenin ve yaşanılan bölgenin sosyo-ekonomik durumu bireylerin nasıl yetiştiğini ve toplumsal cinsiyet rol algısını büyük oranda etkilemektedir. Bu nedenle bireylerin içerisinde bulundukları sosyoekonomik durumların iyileştirilmesi, yalnızca bireysel bir kazanım değil toplumsal cinsiyet eşitliğine giden yolda önemli bir adım olacaktır. Bu adımı atan ülkeler sürdürülebilir ekonomik ve sosyal kalkınma planlarında toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile ilgili çalışmalar yapmış ve anayasal düzenlemelerin yanı sıra kadınla erkeğin toplumsal hayatın her alanında eşit katılım ve eşit imkânlara sahip olmalarını sağlamışlardır.

Toplumsal cinsiyet rolleri farklı toplumlar tarafından inşa edildiği için sabit ve evrensel tanımlara sığmamaktadır, tam tersine toplumsal değişim süreci içerisinde dönüşmektedirler. Toplumsal cinsiyet, bireyler arasındaki farklılıkların biyolojik unsurlar dışında toplumsal ve kültürel olarak oluşmasından dolayı geniş bir bağlamda ele alınmalıdır. Aslında bu durum başka bir sürecin dönüşümüne gönderme yapmaktadır. ‘Toplumsallaşma’ olarak adlandırılan bu süreç içinde bireyler, doğum ve ölüm arasında geçen sürede sürekli olarak toplumun kendilerinden beklentilerini içselleştirir ve bunu gerçekleştirmek için çaba sarf ederler. Tabi ki bu beklenti ve çabalar toplumdan topluma, kültürden kültüre göre farklılıklar göstermektedir. Günümüzde de kadın ve erkeklerin karşılaştıkları birçok sorunun toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinden dolayı olduğu görülmektedir. Toplumun birer parçası olan bireylerin çalışma hayatına katılım biçimi ve oranı, toplumsal hayatta görünürlüğü ve temsil biçimi, yaşadığı toplumda geçerli olan toplumsal cinsiyet algısından büyük oranda etkilenir. Bu eşitsizlik öğrenmenin ötesinde anlamlar taşıyan ve toplumsal etkileşimlerle ortaya çıkan dinamik bir kavramı oluşturur. Bu kavram toplumun baskısı ile bireylere uygun görülen davranışların basmakalıp yargılara dönüşmesine neden olur. Bu dönüşüm her iki cinsiyet için de yıkıcı etkileri ve psikolojik sorunları berberinde getirir. Örneğin erkek egemenliğine dayalı (ataerkil) toplumlarda kadınların genellikle uysal, duygusal ve edilgen; erkeklerin ise asi, mantıklı ve aktif olmaları beklenir. İş hayatında erkeklerin sert mizaçlarıyla, kadınların ise dış görünüşleriyle daha başarılı olacaklarına dair eşit olmayan güç ilişkileri cinsler arasında dengesiz ve eşit olmayan rekabet ortamını da beraberinde getirir. Bunların yanı sıra kadınların daha çok ev işleriyle ilgilenen, çocuk bakan ve iş hayatından uzak bireyler olarak adlandırılması yaygın bir durumdur. Böylece erkeğin kimliğinin temel ekseni kamusal alanda oluşurken, kadın ev içi ile sınırlandırılır. Ataerkil sistem, bu yargısıyla erkek egemenliğini ön plana çıkarırken bir yandan da erkeklere yüklediği “imkânsız” niteliklerle erkekler üzerinde de yıkıcı etkilere neden olur. Böyle bir sistemin kıskacında kendilerini var etmeye çalışan erkekler, kendilerinden daha büyük ve güçlü olan erkeğin hâkimiyeti altında karşılamaları mümkün olmayan rolleri benimseme zorunluluğuna -kadınlardan farklı olarak- hapsedilmektedir. Bu basmakalıp yargılar bireyleri her alanda kısıtlar ve gelişiminin engellenmesine neden olur ancak bu rollerin sorgulanması durumunda toplumsal alanda eşitliğe doğru bir dönüşüm başlamış olur.

Sonuç olarak, bireylerin toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik algı ve yaklaşımlarında ciddi bir dönüşüme ihtiyaç vardır. Eğitimin bu noktadaki rolü çok büyüktür. Özellikle erken yaşlardan itibaren çocukların aile ve okul yaşantılarında, kalıplaşmış yargılar ile değil eşitlikçi bir yaklaşım ile gerekli eğitimi almaları gerekir. Yetişkinler için de hazırlanan seminer ve toplantılar toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalığı arttırmak için önemli bir adım olacaktır. Bireylerin sosyalizasyon süreçlerinde sunulan çözüm önerileri, en temelde toplumsal yapıdaki değişim ve dönüşümleri hedeflemektedir. Bu sayede toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında erkeklik ve kadınlık inşasının çocukluktan itibaren etkisini gösteren ezici ve yıpratıcı yapısı ve bu yapının şiddet sorunsalına dönüşmesi halinin önüne geçmesi sağlanır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu