Blog

Zamanla Yok Olan Kültürler: Asimilasyon – Sümeyya Bulut

Zaman, hareket ve dönüşüm kavramlarını içinde barındıran, temellerini insanın varoluşundan alan, sonu ve sınırı olmayan bir uzayıştır. Hareketsiz bir zaman kavramı düşünemeyeceğimiz gibi dönüşmeyen değişmeyen bir zaman kavramından da bahsedemeyiz.  Çünkü hiçbir zaman dilimi durağan değildir aksine sürekli devinim halindir.  Zamanı hep acımasızlığı ile an’arız. Çünkü bizden aldıklarıyla hatırlarız onu hep. Oysa zaman sadece bizden aldıklarından ibaret değildir, verdikleri de vardır. Hani derler ya su gibi akar ‘‘zaman’’. İşte bundandır hep zamanı suçlayışımız. Nasıl olsa bu an da akıp gidecek; unutulacak söylediklerimiz yaptıklarımız yaşadıklarımız… 

İnsan doğası gereği sosyal bir varlıktır derler hep, öyledir de. Bu sebeple sosyal yaşantısı en önemli varlığıdır. Bu sosyal yaşantısının en büyük parçasını yaşadığı kültür oluşturur. Sosyal bir varlık olan insan, temel ihtiyaçları ve amaçları doğrultusunda diğer insanlarla etkileşime girerek; gruplar, topluluklar oluşturarak, ortak ihtiyaçlar paydasında varlığını sürdürür. Birey sosyalleşirken içinde bulunduğu toplumun, grubun veya topluluğun kültürünü de öğrenir. Gerek toplum gerekse grup üyeleri tarafından paylaşılan ortak inanç, tutum ve değerler o toplum veya grubun kültürünü oluşturur.[1] Zaman ilerledikçe nesiller boyu aktarılarak günümüze değin getirilen, toplumsal normları, davranış kalıplarını, değerleri, bireyler tarafından oluşturulan maddi ve manevi unsurları ve yaşam tasarımlarını kapsayan kültür, bazen sekteye uğrar ve ilerleyemez. Peki ne oluyor da zamanla kültürler yok oluyor? Neden ilerleyemiyor? İşte tam da burada asimilasyon dediğimiz kavram devreye giriyor.

Asimilasyon, Türk Dil Kurumu’nca yapılan tanımına göre, “Farklı kökenden gelen azınlıkları veya etnik grupları, bunların kültür birikimlerini, kimliklerini baskın doku ve yapı içinde eriterek yok etme” anlamına gelmektedir.[2] Asimilasyonda iki temel faktör vardır. Bunlardan ilki baskın olan toplum/kültür diğeri ise ona benzemek isteyen veya benzetilmek istenen kişi yahut toplumdur.[3] Bir toplumun baskın olup olmadığına bakarken çoğunluk ve azınlığına bakılır. Çoğunluk olanın içinde az olan ya da azaltılan asimile olur. İdeolojik etkenleri çıkardığımızda bunun en iyi örneğini doğa verir bize. Baktığımızda da gerçekten de öyledir; doğada güçlü ve uyum sağlayan türler hayatta kalırken zayıf ve uyumsuz olan türler yok olur. Oysa zaman denen paradoksta sadece güçlü (çoğunluk) ve uyumlu olmak yeterli değildir.

Çoğunluğa uyum sağlayamama sonucunda yok olmak kulağa ürkütücü gelir. Aslında en büyük problem uyum sağlayamama gibi algılansa da asıl problem zamana yenik düşmektir.  Sahiplenememektir problem ve bu problemin en büyük sebebi çok kültürlü bir toplumda yaşamak olarak algılanabilir. Her insan, her kültür bir renktir. Herkesin aynı renge sahip olduğunu düşünsenize? Tahammül edilebilir değil. Doğal olarak birden fazla kültürü içinde barındıran çok kültürlü toplumlarda ister istemez biri çoğunluğu oluştururken birileri de azınlığı oluşturur. Mesele azınlık veya çoğunluk olmak değildir; mesele bizden olmayana dayattığımız ideolojilerimizdir.

Çok kültürlü yapıya sahip olmak tarih boyunca toplumların en önemli problemlerinden biri olagelmiştir. Bu anlamda kimi devletler kendi etnik ve kültürel yapısının dışında olan ötekilerle karşı karşıya geldiklerinde bu farklılıkları yok etmekten, ana akım toplumdan dışlamaya kadar varan bir dizi siyaset uygularken kimi devletler ise farklılıkları bir arada yaşatma siyasetini diğerlerine göre daha başarılı bir şekilde uygulamışlardır. Başarılı olan toplumlar günümüze kadar gelebilirken başarısız olanlar ise zamana yenik düşerek yok olmuşlardır.

Asimilasyona karar veren çoğunluk grup mudur peki? Bu sorunun cevabı evet olduğu kadar da hayırdır. Asimilasyonun iki sonucu vardır. Birincisi baskın grubun izlediği politikalardır. Bunlara örnek olarak dillerinin yasaklanması, gelenek ve göreneklerini yaşatmasına izin verilmemesi, tarihinin yok edilmesi gibi ideolojik dayatmalardır. İkincisi ise küreselleşmedir. Küreselleşme kavramı bir yandan dünya toplumlarının birbirine benzeme, buna bağlı olarak da tek bir küresel kültürün ortaya çıkma süreci, diğer yandan da toplulukların, toplumların kendi farklılıklarını tanımlama, ifade etme süreci olarak kullanılmaktadır.[4]  Günümüz dünyasında gelişen teknoloji sebebiyle gittikçe tek tipleşmekte olan küresel bir kültür oluşmaktadır. Sosyal medya gibi araçlar ile dünya çapında iletişimin çok fazla artması, hızlanması toplumların kültürlerinin değişim hızını arttırmaktadır.

Bizi biz yapan en büyük dayanaklarımızdan biridir kültür. Kültür demek sevince haykırdığımız dilimiz, korkunca sığındığımız yaratıcımız, üzülünce yaptığımız “totem”lerimiz, yanlış olduğunu bile bile devam ettirdiğimiz tabularımızdır. Bütün bunların yok olduğunu düşünmek ürkütücüdür. İnsanın içinde bulundurduğu en büyük korkulardan biri yok olma korkusu değil midir? Elbette. Peki yok olmak bu kadar ürkütücü ise neden asimilasyon diye bir kavram var? Neden yok olan veya olma ihtimali olan kültürler var? Bu soruların pek çok cevabı vardır ama asıl üzerinde durulması gereken durum bizi biz yapan, varlığımızın en büyük dayanağı olan kültürlerimizi ne kadar benimsediğimiz ne kadar sahiplendiğimizdir. Aslında böyle bir kavram bizden olmayan için vardır bizce. Bize bir şey olmaz düşüncesi ile var ederiz bu kavramı. Oysa mümkün mü, bu kadar dayanaksız temellere dayanan fikirlerimiz bizi ayakta tutsun? Sanmam.

 

[1] Nihat Nirun, Sistematik Sosyoloji Açısından Aile ve Kültür. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, 1994, s.173.

[2] ‘‘Türk Dil Kurumu Sözlükleri’’, Erişim tarihi: 6 Aralık 2021, https://sozluk.gov.tr/.

[3] Yusuf Adıgüzel, der., Göç Sosyolojisi. Ankara: Nobel Yayınları, 2016, s.162.

[4] Fuat Keyman ve Yaşar Sarıbay, der., Globalleşme Söylemleri ve Kimlik Talepleri: Türban Sorununu Anlamak Global Yerel Eksende Türkiye, İstanbul: Alfa Yayınları, 2000, s.137.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu